Tarım ve Hayvancılık neden bu kadar canımızı yaktı?.

04-07-2018
TARİHİN DERİNLİKLERİNE DOĞRU YOLCULUK YAPTIĞIMIZDA DA GÖRÜLÜYOR Kİ, KANDIRILMA ALIŞKANLIĞIMIZ BİZE ÇOK ŞEY KAYBETTİRMİŞ

.
 
* Keçiden başlamış kandırılma hastalığımız yüzlerce yıl önce. Mandanın yok edilmesi savaşı ile ilerleme kaydedilmiş, * Orman köylülerinin yıllarca atalarının ekip biçtiği tarlaları ellerinden alınmış.
 
* Tarım ve Hayvancılık, dolayısıyla ÜRETİM yerine betonlaşma tercih edilmiş.
 
* Büyükşehir Belediye Yasası ile köyler mahalle yapılarak köylerin HÜRRİYETLERİ ellerinden alınmış.
 
- Hiç kimsenin üzerinde kafa yormadığı, düşünüp gündeme almadığı ve yazmaya cesaret etmediği bir yazı dizisini yakında okurlarımızın takdirlerine sunacağım.
 
BAŞLARKEN
 
* Kalitesiyle rekabet edemediği Osmanlı tiftik kumaşı, Avrupa’lı kumaş üreticilerinin en büyük sorunu olmuş, Avrupalılar Osmanlı topraklarından damızlık TİFTİK KEÇİSİ kaçırma girişimlerine başlamışlardı. Tiftik keçisi o kadar önemliydi ki keçilerin resimlerinin yer aldığı Türk parası bile basılmıştı.
 
O tarihlerde başta Ankara olmak üzere; Zir, Çankırı, Kızılcahamam , Beypazarı, Nallıhan , Kalecik’te 1355 tiftik tezgahının bulunduğu ve her yıl 20.000 top kumaşın yurt dışına satıldığını yazmış tarihçiler. Tiftik keçisinden yapılan kumaşlar karşısında İtalyanlar şapka çıkarmış, tüm Avrupa bu efsanenin bir şekilde Türklerden alınması yolunda yapmadık düzenbazlık ve sahtekarlık bırakmamışlardır.
 
* MANDA'nın sütünün, yoğurdunun, kaymağının, yağının üstün kalite özelliği taşıdığını çoğumuz biliriz. Ancak o muhteşem özellikleri bir kenara itilip Türk mandası garabete uğratılarak bu hükümranlık en azından İtalyanlara kaptırılmıştır. Bugün dünyada olduğu kadar ülkemizde de özenerek yenilen pizzanın inkişafındaki gerçeğin temeli bile manda eti ile atılmıştır. DÜŞÜNEBİLİYOR MUSUNUZ, Bundan yıllar önce, yani 1960'lı yıllarda Türkiye'de 10 milyon manda vardı. Bundan 15 yıl civarına kadar bu sayı 1 milyona düştü. Şimdilerde 134 bin mandadan yararlanıyoruz. Bu gerçek bile tarım ve hayvancılık alanındaki umursamazlığımızı ve ihmalkarlığımızı net bir şekilde ortaya koymaktadır.
 
--------------------------------------------------------------  
 
TARIM VE HAYVANCILIKTA NASIL  KANDIRILDIK, NEDEN YANLIŞ YAPTIK ?
 
                                                      ( 2 )
 
Bilindiği gibi hayvancılık daha ziyade dağlık ve orman köylerinde yapılır. Yurdumuzun birçok bölgesinde yaşayan Yörüklerin yaşam biçimine benzer Anadolu’nun köyleri. Mesela Ankara’nın bazı ilçelerinde, özellikle Çıtak Türklerinin yaşadıkları bölgelerde Yörüklerle pekişir. Yörüklerin bir bölümü tamamen göçebe halinde olsalar da daha sonra yerleşik konuma geçmişlerdir. Çıtaklar ise daha ziyade yaz aylarından yaylalara giderler ama köyleri ile rabıtalarını koparmazlar. Yani hanenin yarısı köyde, yarısı yaylada yaşamaktadır.
 
Yani karlar kalkar kalkmaz köyden yaylalara göç edilerek hayvanların daha fazla yaylım-otlakıye bulması ve doğadan daha fazla sebeplenmesi ön görülür.
 
Şimdilerde her ne kadar yaylalar kalmamış, yaylaların bulunduğu alanlar harap olmuşsa da evlerin ve ahırların bulunduğu yerler büyük hatıraların yaşandığı mekanlar olarak hafızalarda iz bırakmıştır.
 
O eski günlerin unutulmaz yaşam biçimini hatırlayanlar, yaylaların ihtişamlı günlerini yaşayanlar bugünlerde oralara gittiklerinde bir zamanlar oldukça hareketli ve neşe dolu yaşam biçiminin sergilendiği mekanların viranelerle karşılaşmanın acısını çekmektedirler.
 
Devlet tarafından harap edilmiş orman köylerimizin yaylaları ile ilgili olarak anımsatılacak o kadar çok şey vardır ki anlatmakla bitmez. Sabahları hayvanların sürüye hazır edilmesi, sığırların ayrı, koyunlarla keçilerin (davarların) ayrı, döllerin ( oğlak ve kuzuların ) ayrı çobanlarla yaylıma gönderilmesi unutulmaz hatıralar arasında yer almaktadır.
 
Yayla sakinleri hayvanlarını göndermiştir artık sıra sütlerin pişirilmesi, yoğurt çalınması veya turfan ( yayık ) çalkalanmasına gelmiştir ki işte o işleri daha ziyade yaşlı sayılabilecek evin anası-ebesi veya daha orta yaşlılar yapmaktadır. Gençler ise yayla meydanında çeşitli oyunlar oynamaya başlamışlardır. Bir tarafta erkekler ( delikanlılar ) diğer tarafta genç kızlar… Ara kesme, hos veya benzeri oyunlar oynamaktadırlar. Bir de genç kızlığa aday olanlarla delikanlılığa aday gençler vardır ki işte onlar için o hal çekilmez anlardır. Çünkü onlar henüz tam büyüyüp delikanlı ve genç kızların arasına katılıp oyunlara iştirak edememektedirler. Ancak gönülleri aşk ve sevgi dolu bitmeyen heyecanlarının zirve yaptığı zamanladır.
 
Orta yaşlı kadınlar ve hatta nineler ise kendi aralarında dedikodu yapmaktadırlar. Hatta bazı zamanlar olur ki o dedikoduların arkası gelmez ve bir de baksalar ki sabah gönderdikleri hayvanlar yaylımlarını bitirmiş, güneş batmaya yüz tutmuş onların sohbeti hala daha bitmemiştir.(Bu bir darbı meseldir ) İşte bu halleri gülüşmelere neden olmaktadır. Bu durumda hemen koşuşurlar ve evlerine geçip akşam hazırlıklarını yaparlar.
 
Ya sürülerin akşam dönüşü…
 
Aman Allah'ım… Yaylanın doğusundan gelmekte olan sürülere mukabele edercesine batı yakası ve diğer yönlerden gelen başka sürüler.. Adeta birbirlerine peşrev çekercesine ihtişam sergilerlerdi. Bir tarafta sürülerin etrafını kolaçan eden köpekler, diğer yanda çıngırak sesleri, çobanların sürüye kurt getirmeden, her hangi bir zayiat vermeden yaylaya dönmesi tam anlamı ile gurur ve heyecan kaynağıdır.
 
Bu arada tam da, bu gösterimde davar sürülerinin arasında ve hatta en önde kendini gösteren tekeler-erkeçlerin, koçların kibirli halleri, sığırların yer aldığı sürünün arasındaki memeleri süt dolu inekler, ihtişamından yanına yaklaşılamayan boğalar, ayrı bir ağırlıkları olan ama - göründüğü gibi değil- naif yaratıklar olan mandalar ne kadar da gönül okşayıcı manzara oluştururlardı.
 
YALNIZ YAYLALARDA VEYA DOĞU VE GÜNEY DOĞU DA DEĞİL, mesela Ankara'nın ova köylerinde de sürülerce hayvan vardı. Başta Konya ovası olmak üzere birçok ilçesi ve Ankara'nın Kazan, Polatlı, Haymana, Bala vs ilçelerindeki koyun sürülerinin ihtişamı karşısında mest olmamak mümkün değildi. Sürü sahiplerine ' ağa' denirdi. Sürünün büyüklüğüne göre ağanın kariyeri - itibarı ve saygınlığı artardı. Bir ağanın yüzlerce, hatta binlerce koyunu, kuzusu olurdu. Bir çoban üstesinden gelemezdi. Sürü köyden yola çıktığında bir eşek iki veya daha fazla köpek olurdu. Mevsimine göre sürü dağlarda gecelerdi.
 
Sürünün içindeki koçların ihtişamından etkilenmeyen olmazdı. Koskoca, tam bir deve büyüklüğüne yakın koçlar olurdu. Hele bazı koçlar vardı ki yalnız köyde değil çevre köylerde bile namı duyulurdu.
 
( DEVAM EDECEK )
 
 
 
Etiketler : Tarım - ve - Hayvancılık - neden - bu - kadar - canımızı - yaktı?. -
Bu Yazıyla İlgili Yorumunuz ?

Okuyucu Yorumları
HIZLI ARAMA

ENÇOK OKUNANLAR
GAZETE İLK SAYFALAR
HAVA DURUMU


ANKARA

NAMAZ VAKİTLERİ

ANKET

Oy Kullan      Anket Sonuçları