Prof.Dr. Hayrani Altıntaş'tan ADALETTEN AYRILMAYIN ÇAĞRISI !...

01-01-2020
Prof.Dr. Hayrani Altıntaş : Bir kavme kin duymuş olsanız bile adaletten ayrılmayın !.." uyarısında bulundu. ( Haber Hüsnü Ekizceli-Resimler: Bayram Yelen )

.

      Ekonomi ve siyasetin ön palana çıktığı günümüzde  toplumu, okumaya, çalışmaya ve üretmeye yönelik çalışmalar yapan kişi ve kuruluşlar da var.  Bununla birlikte ilim-irfan, ahlak ve faziletin ivme kazanması için çıkış yolu da aranıyor ki fevkalade önem ihtiva ediyor.  

     Aynı zamanda Ankara Meclisi Derneğinin Başkanı olan Akyol, çalışmaları ile ilgili olarak yaptığı açıklamada, " Gördüğümüz kadarıyla sivil toplum kuruluşları iktidar yanlısı görünmek için her türlü tavizi veriyorlar. Bunun sonucu olarak da hak ve hakikatleri ne Hakk için ne de halk için söyleyemiyorlar. Bu nedenle biz farklılığımızı fark ettirmek, işimizin siyasi mülahazalarla olmadığını teyid etmek maksadı ile Allah rızasını kazanmak, milletimize faydalı olmak için gayret gösteriyoruz. Yaptığımız iş elbette hiç kolay değil ama biz zoru seçerek verimliliğimizi artırmak istiyoruz " ifadesini kullandı.

Ankara Meclisi Derneği ile Milli Mutabakat Hareketi Platformu'nun öncülüğünde Ankara ve Civarı Dernekler Federasyonu ile Dünya Anadolu Dernekler Federasyonu 'nun düzenledikleri ilim ve irfan konulu toplantıda konuşan Prof.Dr.Hayrani Altıntaş; “ Bir kavme kin duymuş olsanız bile adaletten ayrılmayın !..” ifadesini kullandı.

 “ Bir kötülük gördüğünüzde onu elinizle değiştirin, elinizle değiştirmeye gücünüz yetmiyorsa, sözünüzle değiştirin; ona da gücünüz yetmiyorsa kalben kötüleyiniz, ama bu imanın en zayıf noktasıdır.” dedi.

 " Devlet demek, toplumu akıl ile yönetmek demektir" diyen Altıntaş, Akıl da ancak vahyin söylediği tarzda doğruyu bulabilir, kendi kendine doğru bulamaz. Bize göre doğrular olmaz, mutlak doğrular vardır; onlarla hareket etmemiz icap ediyor. Kültür dediğimiz şey, bizi ortaya çıkaran şeydir. İnsanların şahsiyetleri olduğu gibi milletlerinde şahsiyetleri vardır. Milletler, kendi şahsiyetlerini meydana getiren o değer hükümleriyle ortaya çıkarlar." ifadesini kullandı. Prof.Dr. Hayrani Altıntaş şunları söyledi:

       Allah’ın selamı üzerinize olsun. Hepinizi saygı ile selamlıyorum. Efendim, meseleye varlık açısından bakmamız icap ediyor. Varlık, var olan şeydir; var olan şeyler ne? Hepimizin bildiği, insanlar, hayvanlar, bitkiler, dağlar taşlar vs... Bunların insanın gözünde bir değeri vardır; bütün varlıkların insanın gözünde bir değeri vardır. İşte dinimiz, bu varlıkların değerinin ne olduğunu bize anlatmaktadır. Kur’an-ı Kerim bunları söylemektedir. O halde değer bizim için çok önemli bir şeydir. Efendim, eğer varlık varsa onunda bir değeri vardır. Peki iltisam denilen bir varlık var; onunda bir değeri var. Bütün varlıkların üstünde bir değere sahiptir. Onun için bizim kitabımızda diyor ki yüce Allah:  “Biz insanı her şeyden değerli, üstün kıldık.” Öyleyse her şeyden üstün olan bu varlığa layık olduğu saygıyı hürmeti göstermek icap ediyor. Biraz önce değerli kardeşim adaletten söz etti. İnsana layık olduğu şekilde adil olarak davranmak icap eder.

Adalet Nedir?

Adalet, herkese ve her şeye hakkını vermek demektir.Elbette ve elbette insan, Allah’ın yeryüzünde bir temsilcisi olarak adaleti her sahaya yaymak mecburiyetindedir. Kur’an-ı Kerimde birçok ayeti kerime var adaletle ilgili olarak. Hatta hatta denilir ki: “Anneniz, babanız bile olsa, adaletten ayrılmayınız! Bir kavme olan kininiz sizi adaletten ayırmasın!” Ama gelin görün ki kendisine Müslüman denilen insanlar öle adaletsizlikler yapıyorlar ki akıllara durgunluk veriyor. Ben kendime öyle adaletsizlikler yapıyorum ki, çocuklara, kadınlara, öyle adaletsizlik yapılıyor ki insanın havsalası almıyor.

Medine Anayasası

Peki, biraz önce Nahl Suresinin 90’ncı ayetinin mealini okudu değerli kardeşimiz, “Allah adaleti emreder..” Her Cuma okunuyor. Adaletin ne olduğunu biliyor muyuz?  Bilmiyoruz… Neden? Kutsal kitabımızı okumuyoruz da ondan. Adalet, eğer kelime anlamında olarak hukuki bir terim olarak düşünülürse herkese hakkını vermek icap eder. Haksızlığın olmaması icap eder. Ama biz başta kendimiz olmak üzere çevremize hep haksızlık yapıyoruz. “Medine Anayasası” Orada adalet vardı da onun için öyle söyleniyor. Medine Sözleşmesi veya.

Değerli kardeşlerim,

Biz Müslümanız değil mi? Müslümanız elhamdülillah diyoruz! Peki, Müslümanlığın gereklerini, kurallarını, adaleti ortaya çıkaracak hususları biliyor muyuz? Hayır, bilmiyoruz. Neden bilmiyoruz, okumuyoruz da, Müslümanlığımız sözde bizim sözde…

Amerikalılar, beş-altı tane sosyolog burada araştırma yapmışlar; Türkiye’de. Birçok yerde yapmışlar ama özellikle Türkiye’de yapmışalr. Ve şunu tespit etmişler: Türkiye’deki Müslümanlar, “Gelenekçi Müslümanlar.” Namaz kılar ama her türlü sahtekârlığı, dolandırıcılığı yapar; oruç tutar ama her türlü kötülüğü yapar. Zekât verir ama elde ettiği o sermaye, zekât verdiği sermaye helal yoldan değildir; bunu tespit etmişler ve diyorlar ki: “Türkiye’deki Müslümanlar gelenekçi Müslümanlardır. Namaz kılarlar, oruç tutarlar ama her türlü kötülüğü yaparlar.”Hâlbuki biraz önce değerli kardeşim yine bir meal verdi, diyor ki: “Biz sizi diğer milletlere örnek olmak üzere orta bir ümmet kıldık.”

 

Müslümanın görevi diğer milletlere örnek olmaktır.

Nasıl örnek olmaktır? Ahlaken örnek olmaktır, adalet itibariyle örnek olmaktır. Siyaset itibariyle örnek olmaktır. Çalışma itibariyle örnek olmaktır. Üretme itibariyle örnek olmaktır. İlim itibariyle örnek olmaktır.

Değerli kardeşim söyledi neden artık filozof yetiştiremiyoruz; neden Farabi yok, neden İbn-i Sina yok, neden İbn-i Heysem yok, neden Harezm-i yok?...

Eğitim ne demek?

Muhterem hazirun!

Eğitim demek, ahlak kurallarının insanlara öğretilmesi demektir; insanı insan yapmak demektir. İnsan insan yapamayan bir eğitim ne işe yarar? Sadece bilgi sahibi yapar. Ama insan yapmaz. Onun için Allah’ı Teâla Kur’an-ı Kerim’de diyor ki: “Onlar, hayvandan daha aşağı seviyededir.” Biz, devlet olarak ortaya çıktığımız zaman Selçukludan itibaren, daha öncesi de var ama Selçuklu, Osmanlıda bir düşüncele hareket etmişiz. “Devlet-Ebed-Müddet!” Sonsuza kadar devam edecek bir devlet yaşatmayı düşünmüşüz. Sonsuza kadar bir devlet ancak adaletle devam edebilir, adalet olmazsa devam edemez. Ve bunun için adaleti en ön planda tutmuşuz. Gelin görün ki… Pek çok ülkeyi dolaştım, sizlerde dolaşmışsınız, “Hangi millettensiniz?” Dedikleri zaman  “Türk’üm!” diyorum. (Parmakla gösteriyorlar, tasdik ediyorlardı) insanların en hayırlısı… Çünkü onlar adil idi diyorlar. Tabi onlar eski Türklerden bahsediyorlar. Şimdi, çalan-çırpan, rüşvet alan, suiistimal yapan, siyasi nüfuzunu kullanan, her türlü kötülüğe meydan veren Türklerden bahsetmiyorlar. Onun için maalesef, utanç içinde olmamız lazım.

Eğitimin Gayesi

Efendim! Eğitim, insandaki benlik duygularını, bencil duyguları törpüler; eğitimin gayesi budur. O duyguları törpüler, onu başkacı yapar. Yani diyagram kişi yapar, bu diyegram kişi kendisini ön plana koymaz. Efendimiz ne diyor? “Kendine yapılmasını istemediğin bir işi başkasına yapma!” Ama biz, maalesef günümüzde her türlü kötülüğü her türlü yanlışı, hukuksuzluğu yapıyoruz; hem kendimize hem başkalarına…

Pekâlâ! Mademki eğitim, bizim içimizdeki bencil duyguları törpülüyor,  bizi insan haline getiriyor, o insana biz, ahlak kurallarını, değerlerini verebiliyor muyuz? İçinde yaşadığımız toplumdaki o kötü insanların varlığına sebep olan bizler değil miyiz? Onlar bizim ürünlerimiz değil mi? Şikayet ettiğimiz gençler!... Adı Ahmet, Mehmet ama Hans gibi yaşıyor… adı Leyla, Hatice, Zeynep ama bilmem hangi artist gibi yaşıyor, hangi şarkıcı gibi yaşıyor… Onlar kimlerin çocukları, kimin nesli o? Onları kim üretti? Biz üretmedik mi?...

Televizyonlardaki, gazetelerdeki her türlü ahlaksızlığa karşı sesimiz çıkıyor mu? Telefon ediyor muyuz? Faks çekiyor muyuz? Bağırıp-çağırıyor muyuz? Hayır! Ne zaman bağırıyoruz? Para işin ucunda olunca o zaman bağırıp çağırıyoruz. Maaşım az yetmiyor diyor. Yahu kardeşim, bir nesil gidiyor, bir gençlik gidiyor… Kendi kültüründen bihaber bir gençlik geliyor…

Dil ve Kültür

Kültürün asli unsur dildir. Çocuklarımıza dilimizi öğretemiyoruz. Biliyor musunuz, Türkçenin içinde şu anda 7 binin üzerinde yabancı kelime var. Hep biz kullanıyoruz onları çocuklarımıza veya televizyonlar kasıtlı olarak. Bizim o televizyonlara karşı hiç sesimiz yok. Magazin programlarına ses çıkarıyor muyuz? Astroloji anlatıyor televizyonlarda aslı astarı olmayan yıldız nameleri; hangi burçtansın şu olacak, şudur budur… Hiç sesimiz çıkıyor mu arkadaşlar? Her türlü hukuksuzluk, suistimal, rüşvet, kötülükler piyasada ama bizim hiç sesimiz çıkmıyor… Nerde hani Müslümanlık? Nerde hani peygamberimizin hadisi? “Bir kötülük gördüğünüzde on elinizle değiştirin, elinizle değiştirmeye gücünüz yetmiyorsa, sözünüzle değiştirin; ona da gücünüz yetmiyorsa kalben kötüleyiniz. Ama bu imanın en zayıf noktasıdır.”

Kur’an-ı Kerimi Anlamak Lazım

Kur’an-ı Kerim bizim için gönderilmiştir. Muhatabı insandır. İnsan tarafından okunmadıkça devamlı okunmadıkça; yüzlerce defa hatim yapıyoruz ramazanlarda ne anlıyoruz? Hiçbir şey anlamıyoruz… Mealini okuyup kalbimize sindirmedikçe, onu hayatımıza geçirmedikçe kurtuluşumuz yok arkadaşlar… Çünkü bu hayat bizim değil, bize bu hayatı veren yüce yaratıcı, aalacak olan da odur. Ne bu dünyaya gelişte, ne bu dünyadan gidişte bir irademiz yok. O gönderiyor,  o buradan alıyor… Öyleyse hayatı onun istediği şekilde yaşamak lazım. Onun içinde Kur’an- bilmek, kendi dilimizde okuyup anlamak lazım, anladığımızda hayatımıza tatbik etmek lazım.

     Değerli kardeşim Nahl Suresinin 90’nc ayetini okuduğu zaman orada diyor ki: “Akrabalarınıza iyilik yapınız.” Bir Milletvekili çıktı dedi ki: “Biz akrabalarımızı imtihansız memuriyete alıyoruz, ayet bunu söylüyor.” dedi. Peki adalet nereye gitti, adalet nereye gitti? Başkalarının hakkı?... Efendim, mesele siyaset meselesi değil, mesele insan meselesi. İnsanımız haksızlığa karşı çıkmalı. İnsanımız adaletsizliğe karşı çıkmalı.  Ama adaletin ne olduğunu da bilmeli… Bilmeden hiçbir konuda karar veremeyiz, verdiğimiz kararlar çok yanlış olur.

Nasıl Seveceğiz?

Yunus Emre hap hatıra gelir. “Sevelim sevilelim, dünyaya kimseye kalmaz!” Nasıl seveceğiz insanı? Nasıl sevilelim?... İnsanın kadrini, kıymetini bilmeden, ona değer vermeden nasıl sevelim? Her türlü ahlaksızlık, her türlü bozulma filmleri, programları yapılsın, insanımız ona terk edilsin; karısını öldürsün, çocuklarını öldürsün; hayvanları öldürsün, ondan sonra da sevelim, sevilelim… Biraz önce söylediğim, insanın değerini bilmeden varlığa her hangi bir kıymet atıf etmek mümkün değildir, sevgi dediğimiz şey de mümkün değildir. Allah bütün kâinatın varlıkları arasında sevgiyi koymuş, ama bu sevgiyi ortaya koyan insan…

Ispanağı yiyorsunuz değil mi? Sevdiğiniz içi yiyorsunuz; sevmezseniz yer misiniz? Hücrelerimizin o ıspanağa ihtiyacı var. Portakalı yiyoruz, neden? Portakalı seviyoruz. Neden seviyoruz, hücrelerimizin portakalın içindeki besinlere ihtiyacı var da ondan… Peki biz bu sevgiyi birbirimizden neden çekip alıyoruz, göstermiyoruz? Ama söylediğim gibi bu sevgiyi bilebilmemiz için Kur’an-ı Kerimin mealini okumak, zihnimize, kalbimize nakşetmek ve ona göre icap etmek icap eder.

Tüccarın Muhasebecisiyle Kar/Zarar Pazarlığı, Müslümanlık Anlayışı Bendeniz hasbelkader bir tüccarın yanındaydım. Tüccara telefon geldi, muhasebecisiymiş. Diyormuş ki, “Nasıl yapalım bu sene, zarar mı gösterelim?”  Tüccar söylüyor benim yanımda:  “Yav, zarar gösterme şimdi dikkat çeker, azıcık kar göster…” diyor. Öyle bir zihniyet olabilir mi arkadaşlar? Kul hakkını yiyen bir zihniyet olabilir mi? Bi de Müslümanlığı kimseye vermiyor!

Şimdi öyle değil mi? Bir sürü insan var, öyle haksızlık-hukuksuzluk yapıyor her türlü rezaleti yapıyor ve İslam’dan bahsediyor; Allah diyor, Peygamber diyor…

Lütfen, aklımızı başımıza alalım…

Devlet ve Yönetim, Kültür

Devlet demek, toplumu akıl ile yönetmek demektir.  Akıl da ancak vahyin söylediği tarzda doğruyu bulabilir, kendi kendine doğru bulamaz. Bize göre doğrular olmaz, mutlak doğrular vardır; onlarla hareket etmemiz icap ediyor.

Kültür dediğimiz şey, bizi ortaya çıkaran şeydir.İnsanların şahsiyetleri olduğu gibi milletlerinde şahsiyetleri vardır. Milletler, kendi şahsiyetlerini meydana getiren o değer hükümleriyle ortaya çıkarlar.

Almanların Gözünden Almanya’daki Türkler:

Ben, hasbelkader Almanya’da Müslüman çocukların din eğitimi kongresine gitmiştim. Orada Almanlar şunu tespit etmişler. Almanya’da 3 tip Türk var.

1-Beyaz kadın ticareti yapan; içki-kumar, kaçakçılık vesaire ile uğraşanlar.

2- Bunları yapmayanlar; dinlerine bağlı olanlar, namaz kılıp, oruç tutanlar.

3- Bu ikisi arasında gezip dönenler.

Efendim, bunun üzerine Almanlar diyorlar ki: “Demek ki din, bu insanları kötülüklerden alıkoyuyor; hırsızlıktan, kaçak çalışmaktan, içkiden, beyaz kadın ticaretinden alıkoyuyor; öyleyse Türklere dinlerini öğretelim, bizi de onun için çağırmışlar oraya.”  Tabi iş uzun… Onlar karşılarında bir müessese görmek istiyorlar, olmadığı için bunu yapamadılar. 5 saat Türkçe dersi vardı bunun 2 saatini din dersine ayırdılar, çocuklara din dersi vermek üzere.

Bizler bağırıyoruz, çağırıyoruz, çocuklarımız din dersi görsün! Peki çocuğun din dersinde gördüğü o fikirleri nakşeden fiiller annede babada mevcut değil mi, Sokakta mevcut değil mi?

Okul - Aile ile Sokağın SavaşıBugün, okul ile aile ile sokağın savaşı var.Sokak dediğim; radyo, televizyon, gazete, mecmua benzeri şeyler. Siz çocuğunuza iyi şeyler söylüyorsunuz ama sokak, güzel numuneler vermiyor.

Aristo diyor ki: “Çocuklar, sokakta adil insanlar göre göre adaletli olurlar. Şefkatli ve merhametli insanlar göre göre şefkatli ve merhametli olurlar.”Biz okullarımızda bunları söylesekte, ailemizden bunları söylesekte çocuk sokakta bunların aksini görünce; hırsız, haydut, rüşvetçi, suistimalci insanları görünce çocuk nasıl doğru dürüst insan olsun? Hepimiz sorumluyuz, onlar bizim ürünlerimiz. Ve biz onlardan yarın ahirette sorguya çekileceğiz ve belki o çocuklar bizden yarın davacı olacaklar. “Ey Allah’ım, bunlar bizim dinimizi, diyanetimizi, doğruluğu doğru öğretmediler. Veya dışarıdaki haksızlığa karşı çıkmadılar. Kötülüklere karşı çıkmadılar. Onun için biz bu anamızdan-babamızdan, bu nesilden davacıyız” diyecekler.

Efendim, varlık ve değer konusunda, kültür konusunda, eğitim konusunda benim pek çok söyleyeceğim söz var ama yirmi dakika müsaade ettiler, benimde yirmi dakikam doldu; dikkatleriniz için teşekkür ediyorum.

Prof.Dr. Hayrani Altıntaş doktorasını Sorbonne Üniversitesinde  yaptı.

Prof.Dr. Hayrani Altıntaş’ın kısa biyografisi şöyle : Hayrani Altıntaş 28 Ağustos 1942 yılında Konya'da dünyaya geldi. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden mezun oldu. 1977 yılında hazırlamış olduğu teziyle Sorbonne Üniversitesinde doktorasını eğitimini tamamladı. Diyanet İşleri Bakanlığında musahhih ve Çumra ve Konya'da öğretmen olarak görev yaptı. Ankara Üniversitesinde asistan olarak göreve başladı ve 1982 yılında doçent oldu, ardından da profesör ünvanını aldı.

     Araştırma - İnceleme, Başvuru Kitapları, Biyografiler kategorilerinde eserler üzerinde çalışmalar yapıyor.

 

Bu Yazıyla İlgili Yorumunuz ?

Okuyucu Yorumları
HIZLI ARAMA

ENÇOK OKUNANLAR
GAZETE İLK SAYFALAR
HAVA DURUMU


ANKARA

NAMAZ VAKİTLERİ

ANKET

Oy Kullan      Anket Sonuçları