O evli, mutlu ve de okullu,hatta doğumdan çıkıp sınava girenler oldu

05-02-2015
Onlar çeşitli sebeplerden dolayı üniversite okuma hayalini geride bıraktılar. Evlenip çoluk çocuğa karıştılar, rutin bir rüzgâra kapıldılar. Ancak günün birinde üniversiteli olma hayalleri canlandı.

.

Kimisi 25’inde kimisi 30’unda sınava girdi ve iyi üniversitelerden dereceyle mezun oldular, hem de kucaklarında çocuklarıyla.

DOĞUMDAN ÇIKTI, FİNALE GİRDİ

Sanatçı Aslıhan Erkişi, evlendikten sonra üniversite okuyanlardan. 25’inde üniversiteye başlayan Erkişi, İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuarı’nı birincilikle bitirmiş. 4. sınıfta ilk kızı Mehrû’yu, yüksek lisansta ise Gülrû’yu kucağına alan Erkişi, şimdilerde doktora yapıyor ve bir üniversitede öğretim üyesi.

Aslıhan Erkişi’nin üniversiteye başlama hikâyesini merak ediyoruz. Kendisini “Evde Türk filmi seyreden, dantel ören bir kızdım.” şeklinde tarif ederek söze başlıyor. Okul hayatı boyunca başarılı bir öğrencilik sergilemiş, hayalinde matematik öğretmeni olmak varmış. Nitekim dershaneye de başlamış. O yıl babası ciddi bir rahatsızlık geçirince moral motivasyon kalmamış. Aslıhan Erkişi, ailesine yük olmamak için anne-babasından habersiz dershaneyi bırakmış. “Babam işçi emeklisiydi, bir kardeşim Kütahya’da üniversite okuyordu. İkimizi okutmak zor olabilirdi, aileme teklif bile edemedim.” diyen Erkişi, üniversite hayalini rafa kaldırınca Belediye Konservatuarı’na girmiş. O yıllarda klasik kemençe dersi alan Erkişi’nin yolu bir gün İTÜ’ye düşmüş, hocası kendisini kemençe yayı almak için oraya yollamış. İTÜ’nün kapısına gelen Erkişi, “Keşke burada okuyabilsem.” diye içinden geçirmiş ama nafile. O, bu hayale çoktan veda etmiş bile. Ta ki Ertuğrul Erkişi ile tanışana kadar…

Ertuğrul Erkişi, Belediye Konservatuarı’na konser vermeye gelmiş. Onun adını duyan Aslıhan Erkişi, “Şu STV’de Muhabbet Bağı programını yapan, hep kahverengi takım elbise giyen adam.” deyip geçmiş. Ancak Ertuğrul Erkişi sahneye çıkıp “Türlü derde ben deva buldum elimle çok zaman” şarkısına başlayınca olduğu yerde kalmış ve az önceki yorumlarından utanmış. Ertuğrul Erkişi’nin arkasında korist olduğu o gün bir şeyler sezmiş. Zira Ertuğrul Erkişi, sahneye çıkarkan göz göze gelmişler, ikisi de kafasını çevirmiş. Hatta Ertuğrul Erkişi, şarkıların manalı yerlerinde dönüp arkaya bakmış. O gün öylece bitmiş. Bir hafta sonra koro şefi, kendisini çağırmış ve Ertuğrul Erkişi’nin evlenmek istediğini iletmiş. Duruma şaşırıp, biraz süre istemiş. Müstakbel eşini Bursa’da sorup soruşturmuşlar. TRT İstanbul Radyosu ses sanatçısı olan halası Tülay Canik de damat adayını tanıyormuş ve çok seviyormuş. Hâsılı kısa süre içinde nişanlanmışlar. Ertuğrul Erkişi nişanlısını üniversite okuması konusunda teşvik etmeye başlamış.

“1995 yılında mezun olmuşum, sene olmuş 2013. Bir yandan Ertuğrul’un bu fikrini ciddiye almak istiyorum, diğer yandan kendime güvenemiyorum.” diyen Erkişi, nişanlıyken sınava girmiş ve güzel bir puan almış. Nişanlısı onu yetenek sınavlarına hazırlamış. O yıl sınava başvuran 4 bin 586 kişi içinden seçilen Erkişi, 3.lükle konservatuara girmiş.

Peki, sonrasında neler oluyor? Okul arkadaşlarının ‘abla’ dediği Aslıhan Erkişi, okulla ev arasında mekik dokuyor. Arkadaşları okul çıkışı gezip tozmaya giderken o evine koşuyor. Onun evli olduğunu duyanlar “İki de çocuğu varmış.” cümlesini ekliyor. Sahiden de iki çocuğu oluyor. Son sınıfta hamile kalan Erkişi, ders çalışmaktan geri kalmıyor. Doğumdan 15 gün sonra finallere giriyor. Yüksek lisans mezuniyetine kucağında Mehrû, karnında Gülrû ile gidiyor.

Aslıhan Erkişi, alt komşusunun “Kızım sen talebesin, vaktin olmuyordur.” deyip getirdiği yemeklerden, eşinin ev işlerine ne kadar yardımcı olduğundan, annesinin çocuğuna baktığından, babasının onu okula getirip götürdüğünden bahsediyor. Tüm bunları birer lütuf olarak gören Erkişi, “Yıllar önce kemençe yayı almaya geldiğim İTÜ’de hoca oldum, ders verdim. Bu bir mucize.” diyor.

OKULDA SİVİL POLİS ZANNEDERLERDİ

33 yaşındaki İlker Koçoğlu da evlenip çocuk sahibi olduktan sonra Mimar Sinan’da sosyoloji okumuş. Ticaret lisesi çıkışlı olduğu için sistem, sosyoloji tercih etmesine izin vermiyormuş. O, Marmara’da muhasebe okumuş, açıköğretimden işletmeyi bitirmiş, sonrasında mali müşavir olmuş. Fakat sosyoloji okuma hevesini bir kenara bırakmamış. Bu hedefine ulaşmak için zemin hazırlıyormuş bir yandan. “Kendi işim olursa vakit bulabilirim ve sosyoloji okuyabilirim. Para kazanabilirsem de bu hayali gerçekleştirmem kolay olur.” diye düşünüyormuş. 9 yıllık süreçte maddi şartları sağlamış, sonra ver elini üniversite.

Koçoğlu’nun yeniden başladığı üniversite hayatı da oldukça renkli. Okulun ilk günleri onu sivil polis zannediyorlarmış mesela. Bir dönem boyunca kendisinden uzak duranlar olmuş. Sınıfın abisi olmuş sonra. Sınav dönemlerinde 12 yaş küçüklerle kafa kafaya verip ders çalışmışlar. Sınıf arkadaşları “Abi sen daha önce üniversite okudun, tecrübelisin, hocalar ne sorar?” diye etrafına toplanırmış. İlker abi, sorularla ilgili isabetli tahminlerde de bulunurmuş. Notları toplayıp İlker abiye ulaştırırlarmış, sınav günü “Abi bugün sınava geleceksin değil mi?” diye mesajlar gelirmiş. İş yoğunluğundan dolayı sadece bir vize kaçıran Koçoğlu, onu da telafi etmiş.

Evden işe, işten okula bir hayat süren Koçoğlu’nun 3. sınıftayken bir kızı olmuş. İşyerinde patron, danışmanlık verdiği firmalarda işçi, okulda öğrenci olan Koçoğlu, babalık rolü kazanınca günler iyice yoğunlaşmış. Bir yandan çocuğuna bakıp bir yandan ders çalıştığı zamanları tebessüm ederek hatırlıyor. “Finallere çalışırken kitabı açar, sesli okuyarak hem çocuğun dikkatini toplar hem de dersimi çalışırdım.” diyor. 4 yıl sonunda mezuniyet gelip çatıyor ve Koçoğlu, 81 ortalamayla mezun oluyor. Mezuniyet sevincini eşiyle paylaştıkları sırada kızı “Baba ne oldu?” diye sormuş, “Mezun oldum kızım.” deyince ufaklık boş boş bakmış tabii.

30’undan sonra okumaya kalkışmasına çevresinden ne gibi tepkiler gelmiş derseniz; arkadaşları “Ne zorun var?” diyormuş. Sonuçta işini gücünü eline almış, yuvasını kurmuş. Ailesi ise hep desteklemiş. Hâlâ “İyi dersler” diyor oğluna. Koçoğlu, “Anne işe gidiyorum dese de nafile. Çünkü annesi oğlunun mutlaka bir şeyler okuduğuna emin. Haksız da sayılmaz. Koçoğlu, sosyolojiyi bitirdikten sonra aile danışmanlığı sertifikasını da almış. Bu eğitimin aile yaşantısına müthiş katkısı olduğunu düşünüyor. Şimdilerde hukuk okumaya niyetlenen Koçoğlu, okumanın bir tutku olduğunu söylüyor ve bu hayali taşıyan herkesin kolları sıvaması gerektiğini düşünüyor. Ona göre okumak o kadar zor değil, hatta ikinci üniversiteyi okumak dil öğrenmek gibi. Nasıl ki bir dili öğrenen ikinci üçüncü dili kolay öğreniyorsa bir bölüm okuyan bir başka bölümü de çok rahat okuyabilir.

İKİ LİSANS BİR YÜKSEK LİSANS BİTİRDİ

Bir başka kariyer öyküsü de Hayrunnisa Gelgeç’e ait. O da evlenip iki evlat sahibi olduktan sonra üniversite okumaya başlamış. İki lisans, bir yüksek lisans bitiren Gelgeç, şimdilerde doktoraya hazırlanıyor.

Annesi-babası, “Kız çocuğu okumaz.” mantığıyla ilkokuldan sonra okutmamışlar onu. Ancak o, okuma hayaline sımsıkı tutunmuş bir kere. Ailesinden habersiz açıköğretime kaydolmuş, ortaokul ve liseyi bitirmiş. Harçlıklarını biriktirir, harç parasını öyle ödermiş. İstanbul Üniversitesi’nin önünden geçerken hayran hayran okulu seyreden Gelgeç, ‘Bir gün ben de burada okuyabilir miyim?’ hayalini kurarmış.

O sıralarda bir hocası vesilesiyle müstakbel eşi Mustafa Bey’le görüşmüşler. Gelgeç, görüşme sırasında ilim tahsil etmek istediğini anlatınca muhatabından olumlu bir karşılık almış, hatta ciddi destek görmüş. Öyle ki evlendiği yıl üniversite sınavına girmiş, açıköğretimden işletmeye yerleşmiş ve fakülteyi onur belgesiyle bitirmiş. Ancak onun hayal ettiği üniversite bu değilmiş.

İki evladını kucağına alan Gelgeç, bir yandan çocuklarını büyütüyor, diğer yandan kendini geliştirmeye devam ediyormuş. Bir gün bir arkadaşı açıköğretimde ilahiyat açıldığını söyleyince Gelgeç’in gözleri parlamış, hemen kaydolmuş. Ön lisansı bitirir bitirmez de Dikey Geçiş Sınavı’na girmiş ve Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ne yerleşmiş. Hedefi İstanbul İlahiyat olsa da formu yanlış doldurduğu için bu hayali bir süre daha ertelenmiş. Lisansı bitiren Gelgeç’i artık kim tutar? İstanbul Üniversitesi’nin kapısında almış soluğu ve yüksek lisansa başlamış.

Eh, her şey anlattığımız kadar kolay değil elbette. Zira kızının çeşitli sağlık sorunları olmuş. Çok zor günler yaşadığını anlatan Hayrunnisa Gelgeç, “Ders çalışmak terapi etkisi yapıyordu. Üniversite hayalim sayesinde bunalımın eşiğinden döndüm.” diyor. Nasıl bir öğrenci olduğunu merak ediyoruz. “Derse en önce gider, hocalarımı dikkatle dinlerdim. Anlattıkları her kelime önemliydi ve çok iyi not tutardım. Fakültedeki herkes benim notlarımdan çalışırdı. Okulun koridorlarında dolaşmak bile beni müthiş mutlu ediyordu, hâlâ da öyle.” şeklinde konuşuyor. Onun nihai hedefi akademisyen olmak ve öğrenci yetiştirmek. Kendisine bu uğurda maddi manevi destek olan eşine de teşekkür ediyor. Gülerek eşinden burs istediğini anlatıyor. Mustafa Bey’in zaman zaman zorluk çektiği muhakkak ancak bunu eşine hiç hissettirmemiş. Gelgeç, insanın azmedince her hayaline kavuşabileceğini dile getiriyor ve ekliyor: “İlmin yaşı olmaz. Evlenmek, çoluk çocuğa karışmak da buna mani değil. Böyle bir hayali olan mutlaka gerçekleştirmeli.”

Etiketler : O - evli - - mutlu - ve - de - okullu - hatta - doğumdan - çıkıp - sınava - girenler - oldu -
Bu Yazıyla İlgili Yorumunuz ?

Okuyucu Yorumları
HIZLI ARAMA

ENÇOK OKUNANLAR
GAZETE İLK SAYFALAR
HAVA DURUMU


ANKARA

NAMAZ VAKİTLERİ

ANKET

Oy Kullan      Anket Sonuçları