MİLLİ ANAYASA ve HAZIRLIK ÖNERİLERİ
.

            

          Anayasamız,  Türk Devlet geleneği ve felsefesine uygun, milli bütünleşme ve demokrasi ülküsüne dayanmalı, Devletimiz ile vatandaşlarımızı bütünleştirici bir özelliğe kavuşturulmalıdır.

          Milletimizin tarihi boyutu, siyasi yapısı, zengin kültürü ve Türkçemiz, halk edebiyatımız, hikaye ve destanlarımız, atasözlerimiz, örf ve adetlerimiz, hukuki vesikalarımız, kitabelerimiz, edebi ve ilmi eserlerimiz gözden geçirilmelidir. Cihan şümul olan Türk Milleti’nin her türlü değer ve yargıları, Çin de, Hindistan da, Avrupa da, Mısır ve Irak ta , Orta Asya da devlet kurma işlevlerini yerine getirmiş, Orhun Kitabelerinden Kutadgu Bilig e, Türk Akidelerinden Osmanlı Kanunnamelerine, 13. Asırda Selçuklu Döneminde Ahi Cumhuriyeti ni, Süleyman Askeri ile Batı Trakya da  cumhuriyeti ve sonunda Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran ve esaslarını belirleyen bilgi donanımına sahip  uzun bir yol haritasının izlerini taşımaktadır.

           Siyasi hakimiyetin ve hakimiyet kudretinin adı ‘Kut’, kabul etmek ve memnun olmak anlamlarında da ‘ tablamak’ sözcüğünün kullanıldığı, Adaletin adı ‘ Könilik’, adil ve doğru nun sözcüğü ‘Köni’, millet ve halkın adı ‘Budun’, rütbe, mertebe ve derecenin adının ‘ Kur’ olduğu, hukuki nizamın, kanun ve hukukun, kaidelerin bütünü olarak da bugün ‘ Töre’ dediğimiz, eskiden ‘ Törü veya Türe’ denilen milli hukuk tarihine sahip bir millet olarak, günümüzde genel bir anayasa mı, evrensel bir anayasa mı, yoksa ‘milli bir Anayasa’ mı hazırlanacağına karar vermeliyiz. Hukuki görüş ve düşünceler özellikle doğal ve akla uygun ifadelerden oluşturulmalıdır.

           ‘ Ne varsa düne dair, dünle beraber gitti cancağızım, artık yeni şeyler söylemek lazım.’ Diyen Mevlana gibi, geleceğimizi donanımlı hale getiren, sağlam temeller üzerine bina eden, devletimizle milletimizi buluşturacağımız güç birliğine vesile olacak hale getireceğimiz Anayasa Sistemimiz dünya devletleri Anayasalarıyla karşılaştırılmalı ve karşılaştırılan bilgilerden istifade edilmelidir.

           Huzur adlı eserinde Ahmet Hamdi Tanpınar ın  ‘ Yeni bir hayat lazım… fakat sıçrayabilmek, ufuk değiştirmek için dahi bir yere basmak lazım.’ bakış açısından devletimizi ebed müddet yaşatmak için, devletiyle, milletiyle, kimliğiyle, pasaportu ve nüfus cüzdanıyla hür ve bağımsız bir devlet olan Türkiye Cumhuriyeti’nin ay yıldızlı bayrağı altında Başkent Ankara ile yaşamak ve kendi öz benliğimizle, kararlılığımızla kendi anayasamızı kendimiz yazarak kendi kendimizi yöneteceğimiz bir dünya her vatandaşımızın ümitle beklediği, sorumlulardan çalışma beklediği ve sonuca ulaşılması gereken bir adımı görmek en doğal hakkıdır.

            Yeni Anayasa, ülkemizde siyasi istikrarı, demokrasinin dayanıklılığını, meşruiyet sorununu, temsil etme ve Türkiye Büyük Millet Meclisine hesap verilebilir olmayı, en ince noktasına kadar ölçen biçen bir yapıda ve ortak akılda altı ayda mı, bir yılda mı, bitirilince mi, ne zaman olursa olsun bir an önce çıkarılmalıdır! Özellikle yürütme, yargı ve yasama erklerinde dengeyi, güç ilişkisini sözleşme ve mutabakat metni olan Anayasamızda saydam ve berrak ifadelerle, yani anlaşılabilir bir dille yerleştirilmesi Anayasa hazırlık aşamasının ilkeleri arasında olmalıdır.

             Milletimiz, siyasi, kültürel ve iktisadi yönetime katılabiliyor, milli egemenlik, hak, hukuk ve adalet sağlanabiliyor, her birey hakkını arayabiliyor, düşüncesini özgürce belirtebiliyorsa, gerçek demokrasi yerleşiyor, demokrasiyle idare ediliyoruz anlayışı toplumda her geçen gün artar. Aslında Siyasi parti yasaları değişmeden, parti içi demokrasi uygulanıp yerleşmeden, otoriter siyasi parti başkanlarının kendi kararlarıyla belirlenmiş meclis aritmetiğinde ‘milli İrade’  den söz etmek, gerçeklerin üstünü örtmekle eşdeğerdir. Siyaset mühendislerin bütün siyasi oyun ve hatalarına  rağmen, Kurtuluş Savaşımızı idare eden, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kutsal gördüğümüz 550 Milletvekilimize büyük sorumluluk düşmektedir. Ülkemizde ve kamuoyunda milletimiz de şahittir ki, meclise girmeyen o kadar çok donanımlı ve bilgi birikimine sahip, hatta seçilip de seçilemeyen birçok siyasetçinin olduğu da unutulmamalıdır! Bu siyasetçilerimizin değeri de zamanla anlaşılacak, ama iş işten geçmiş olacaktır..

             Son on yılda Üniversiteler, Meslek Kuruluşları , Sivil Toplumlar, Öğretim Üyeleri ve Uzman Hukukçu Profesörlerden, Dernek ve Sendikalardan,Belediye Başkanlarından,Vilayet Birliği, Türk Demokrasi Vakfı,İnsan Hakları Başkanlığı, yerel ve ulusal televizyonlardan, Platformlardan ve Siyasi Partilerden,Enstitülerden  Yeni Anayasa Taslağı hakkında toplanan 30 bin sayfalık kaynak Anayasa komisyonunda, Adalet Komisyonunda ve Mecliste mevcuttur. Yeni seçilen vekillerimiz bu bakımdan çok şanslıdır.Bütün kaynaklar ellerinin altında hazır bir vaziyettedir.172 maddeden 60 ında siyasi partiler uzlaşma sağlamış,ama  112 madde de uzlaşma sağlayamadıkları için bütün çalışmalar kilitlenmiş, durmuştur.Bu bakımdan özellikle milletvekillerimizi uyarmak onların doğru karar vermelerini sağlayıcı önlemler almak ve uygulamak da sizil toplumların en büyük görevidir.Anayasa yapmak için özellikle avukat  olmak yetmez, aynı zamanda  Hukukçu olmak, bu konuda uzman olmak gerekir. Bilim adamlarımıza, tarihçilere, sosyologlara, fikir üreten devlet tecrübesi olan düşünürlere , dilbilimcilere, edebiyatçı ve yazarlara da ihtiyaç vardır. Mustafa kemal Atatürk ün bir hukukçu olmamasına rağmen Hukuk kitabını herkesin yeniden okumasında faydalar vardır.!!!

             Anayasamız hakkında ilk dört madde ile, Eğitim dili Türkçe nin olduğu 42. Madde, Türk Milleti tanımını kapsayan 66. Madde ve yerinden yönetimle ilgili 123. Ve 127. Maddeler uzlaşmada en zor olunacak odak noktaları gibi görünmektedir! Milli Anayasa ve yerli bir Anayasa düşünülüyorken hem Anadolu insanı gibi düşünmek hem de milli ve milliyetçi düşünmek evrensel değerleri uygun yerlerde değerlendirmek, sözü edinilen konularda sözcük ve içeriklerin dopdolu olmasına ihtimam göstermek, bir sözü söylerken bin dereden geçmek bütün milletvekillerimizin uygulatacağı yöntem olmalıdır!

             Türk Milleti’ n den çekinenler, parti içi demokrasi ilkelerini yaşatmak istemeyen, ben merkezli, Bencil siyaset uygulayan, siyaseti kendi uhdelerinde zanneden, kendi dünyalarıyla barış içinde olmayan, sürekli üst akılla hareket eden, cesaretsiz ve atılımcı politikalar uygulamayan, sürekli reaksiyonerliği adet haline getirmiş, ‘ bilerek lades’ politikalarıyla üstünlük kurmaya çalışan, emek ve vefayı önemsemeyen, bencil siyasetçilerdir. Bu gerçeklere rağmen, devleti yöneten her siyasetçi, her hükümet veya her muhalefet milli irade temsilcisi olan TBMM ye karşı sorumluluk anlayışı ile hareket etmeli ve sorumluluk statüsü güçlendirilmelidir.

              Çeşitlilik gösteren Parlamenter, Başkanlık ve Yarı Başkanlık sistemleri bir bütün olarak incelendiğinde hiçbirinin de ‘ Bataklık’ olmadığı uygulanan ülkelerden, ve bu sistemle yönetilen devletlerden, sistemlerden ve siyaset biliminden öğrenilebilinir. Başkanlık ve Parlamenter sistemiyle ilgili tartışmalar kamuoyunda ve milletimiz arasında  yeniden ikinci bir siyasi krize meydan vermeden, siyasi kutuplaşmalar oluşturmadan yapılmalıdır!

              Temel Hak ve Hürriyetlerin önemsendiği, temel erdemlilik ve değerlerin ele alındığı Parlamenter sistemi daha hızlı, daha etkin, denge ve denetimi uzatmadan sağlayacak sistemi güçlendirecek, birikim ve deneyimlere açık bir Parlamenter Sistem ülkemiz için daha akıllıca bir yol olacaktır. Parlamenter sistemlerde, özgür bir basın ile her çeşit bilgiye ulaşabilen halkın bilgiye ve fikirlere ulaşma hakkı ellerinden alınmamaktadır. Bilginin vatandaşa ve kamuoyuna nasıl sunulduğu ile bilgi kalitesine vurgu yapılan bir sistem, dünyada doğru sistem olarak kabul görmektedir.

               Her bilgi kaliteli, ya da doğru bilgi olarak kabul edilemez. Başkanlık sistemlerinde genelde halka hesap veren bir yönetim süreci yerine, bilgi kirliliğine dayanan, ve yol açan, hatta vatandaşların siyasetten soğumalarına kadar, uzaklaşmasına kadar bir nevi siyasi taciz diyebileceğimiz psikolojik sorunlarla karşı karşıya kalınabilir.

               Sistemleri ele alırken, Parlamenter Sistem mi ekonomik ve insani gelişime etki eder, siyasi istikrarı sağlar, temsilde adaleti, hesap verilebilirliği önde tutar, yoksa Başkanlık Sistemi mi diye düşünmek ve ayrıntıları göz önünde bulundurmak gerekir. Bunun için şu sorulara vicdanen ve ikna edici cevaplar aramamız hakkımızdır:

1.       Parlamenter ve Başkanlık Sistemleri arasındaki temel farklar nelerdir?

2.       Hangi şartlarda her ikisi ile birbirine benzer sonuçlara gidilebilir?

3.       Başkanlık sistemleriyle yönetilen ABD ve İngiltere ile Türkiye karşılaştırıldığında temel farklılıklar ülkemizin yararına mı, zararına mıdır?

4.       Başkanlık sistemindeki ‘meşruiyet hakkı’ sorunu ülkemizde nasıl çözülecektir?

5.       Yarı Başkanlık sistemleriyle yönetilen  Fransa ve Finlandiya ile Türkiye’nin karşısında bulunduğu sorunlar aynı mıdır, farklılıklar ne olacaktır?

6.       İstikrarlı siyaset, stabilite duruş, sürdürülebilir sistem deyince hangisi ön plandadır?

7.       Sistemlerin tasarım ve bütünleştirici gücü,işleyişi ve işlevselliği ile sorunların çözümleri açısından hangisi daha akılcıdır?

8.       Her iki sisteminde siyasal ve sosyal sonuçları ilerde ülkemizde hangi sorunları çıkarabilir?

Bu Yazıyla İlgili Yorumunuz ?

Okuyucu Yorumları
Diğer Yazıları
HIZLI ARAMA

ENÇOK OKUNANLAR
GAZETE İLK SAYFALAR
HAVA DURUMU


ANKARA

NAMAZ VAKİTLERİ

ANKET

Oy Kullan      Anket Sonuçları