GENEL HABERLER

MEHMET AKİF VE ÇANAKKALE ZAFERİ İLE İLGİLİ BÖYLE BİR YAZI OKUMADINIZ
.

                                           .

     Mehmet Akif Ersoy denilince iştahım artıyor.  Yazmak, daha çok yazmak istiyorum.

   Merhumun geçmişini, kökenini ve inanılmaz mücadelesini öğrendikçe, bu konuda ilgi ve bilgim arttıkça bir daha artıyor saygım ve biraz daha iştiyakım yücelere tırmanıyor.

   Bana eskiden hep sorarlar ve derlerdi ki,“ Senin hangi fikri savunduğun ve neci olduğun belli değil, şuna bir açıklık getir de kamuoyu bilsin.”

  Bu tür sorularla karşılaştığımda hep aklıma Rahmetli Mehmet Akif Ersoy gelirdi. Kendi kendime şöyle derdim:

      ” Mehmet Akif Ersoy düşüncesini anlatabilmek için acaba nasıl bir deyim ve tarifgerekli? ”

      Gençlik yıllarımda bir ara düşündüm de; sanırım Mehmet Akif, Türk-İslam düşüncesinin baş mimarıydı. O halde benim de düşüncem bunun ötesinde veya berisinde olamazdı.

    Bu temayülde bazı ifadeler kullanılırdı bilindiği gibi. “Ağrı Dağı kadar Türk, Hira Dağı kadar Müslüman’ım.”

    Galiba biraz abartılı bir ifade bu..

    Ancak daha ileri radikal deyimler de vardı benimsediğim:

   “ Türk Milletinden Muhammed Ümmetindenim.” Bu deyimi bir zamanlar Demokratik Parti Genel Başkanı sayın Ferruh Bozbeyli söylemişti. 

    İşin içinden çıkamadığım zamanlar olmuş ve o zamanlarda da;

   ”Mehmet Akif Ersoy ne idiyse (Ne düşünüyorsa) ben işte o yum!..”demiştim.

 

                                        MERHUM MEHMET AKİF’İN

 

   Bu kaçıncı yazım Mehmet Akif Ersoy için; dolayısıyla kaçıncı göz yaşı döktüğüm…

   Cehennemden korktuğum, cennet arzuladığım için falan değil; Mehmet Akif’in Allah’ın rahmetine kavuştuğu için de değil, İstiklâl Marşımızın sözlerini yazmış olduğu için de değil. Benim göz yaşlarımı döküşümün çok başka nedenleri var.

   Anlatmamı ister misiniz?..

  Evet, anlatayım ve hep birlikte göz yaşı dökelim ister misiniz?

      Hiçbir şair bu kadarını düşünemez. Hiçbir şair bu kadar memleket sevdalısı olamaz. Hiçbir şair bu kadar memleket-millet sevgisi ile inanç sevgisini bu kadar  eşdeşleştiremez ve hiçbir şair bu kadar mukayese yapamaz. Yapsa yapsa, yazsa yazsa ancak Mehmet Akif gibi bir ulu insan becerebilir bu kadar mükemmelini.

      Düşünebiliyor musunuz, O İstanbul’da doğmuş Arnavut kökenli. Ama O’nun kadar Türklüğe destanlar düzen, milli ve maneviyatı inanılmaz üslubu ve mana uluhiyeti ile pekiştiren bir başka şair bulunamaz.O'nun için Müslüman-Türk olmak yeter. Ancak O bir şeyi daha itina ile muhafaza etmiş:

     Nasıl ki Osmanlı döneminde ırklar arasında her hangi bir ayrıcalık-gayrıcalık gözetilmiyorsa, Türkiye Cumhuriyeti döneminde de asla farklılıklar kimseyi rahatsız etmemelidir. O iyi bir Türk, iyi bir Müslüman'dır ancak o şöyle düşünür: " Bu ülkede yaşayan tüm vatandaşlarımızın hakları farklılık gözetmemeksizin en üst düzeyde tutulmalı ve gayrı müslümler de en iyi şekilde vikaye edilmelidir; zira ancak büyük ülke olmanın yolu bu düşünceden geçer."

    O Türk denilince aynı zamanda Müslüman olacağını da tasavvur ediyor. Osmanlı demek O’nun için Müslüman-Türk devleti demektir. Osmanlı bitmiş yeniden bir devlet kurulmuş o koca imparatorluğun yerine… Farketmez bu kurulan devlet de İslam’ın son kalesidir.

    Gerçi İslamiyet Arap yarım adasında doğmuş ama Mehmet Akif’e göre İslamiyet’in vikayesi, bekası ve ilelebed hamiliği Müslüman Türk Milletine aittir.

   Bunun için; 

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?

Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!

Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,

Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ.

 

    Merhum Mehmet Akif Ersoy Türkiye Cumhuriyeti Devletini o kadar benimsemiş, o kadar varlığı ile kendisini pekiştirmiş ki başından bin bir türlü felaket geçmesine rağmen vatan ve millet uğruna yapamayacağı hiçbir şeyin olamayacağını teyid etmiştir.

    Baksanıza şu ifadelere;

 

Rûhumun senden İlahî, şudur  ancak emeli,

Değmesin ma' bedimin göğsüne nâ-mahrem eli!

Bu ezanlar-ki şehâdetleri dinin temeli-

Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.

   Ancak daha önemlisi var. İşte işin en kritik noktası da bu. Merhum Mehmet Akif Türk askerini Peygamber Efendimizin askerleri ile eş değer tutuyor. Evet Çanakkale’de savaşan, ya şehit ya da gazi olan kahraman Mehmeçiğimiz için o dizelediği şu mısralar insanı hem düşündürüyor, hem de göz yaşlarına boğuyor;

 

Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!

Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.

Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi...

Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.

 

   Lütfen bir kere daha okuyun, Milli şairimizin ne demek isteğini bir kez daha gözden geçirin.

    Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi

    ‘Tevhid’ten maksat İslamiyet-İslam alemi. İslam aleminin korunması ve kollanması Türk askerine düşüyor. Ancak biraz daha ileri giderek diğer kıtada;

     Bedr’in askerleri ancak, bu kadar şanlı idi.

    Allah’ü ekber..

    Bedr muharebesini bilirsiniz. O savaş İslamiyet’in yayılışında büyük önem ifade ediyordu. İşte Çanakkale Meydan Muharebesinde savaşan askerleri Peygamber askerlerine benzeterek Türk askerinin önemini vurguluyor.

    Şimdi bunları okuduktan sonra insanın ” herhalde bu kadarı yeter” diyeceği geliyor değil mi?.

    Hayır hayır dahası var;

  ' Bu, taşındır ' diyerek Kâbe'yi diksem başına;

  Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;

   İşte burada sabır taşım çatlıyor. Şu ihtişam dolu mısralara bakınız…

   Şehit Mehmetçikler için mezar taşı olarak Kabe’yi layık görüyor. Kabe’nin bir şehidin mezar taşı olarak tasvir edilmesi o Mehmetçiğin yüceliğini tarif etmek için bir başka kelime bulunabilir mi, bir başka cümle kurulabilir mi, mısralar düzenlenebilir mi?.

   ***

   İşte bunun içindir ki ben Mehmet Akif 'çiyim. O’nun düşüncesi benim için bir yoldur, bir başka yol aramaya gerek görmeyecek kadar.

     Biliyorsunuz 12 Mart İstiklal Marşımızın kabul yıl dönümüdür. Ancak Çanakkale Meydan Muharebesi ve kazanılan zaferin önemi hiç unutulamayacak kadar önem ihtiva etmektedir ve bu günlee rastlamaktadır.  Bu vesile ile bir kez daha İstiklal Marşımızı ve Merhum Mehmet Akif’in Çanakkale kahramanları için yazdığı muhteşem eseri okumanızı, ancak içtenlikle, duygu ile okumanızı rica ediyor, Merhum Mehmet Akif Ersoy'un ruhu için dua etmenizi diliyorum.

 

ÇANAKKALE SAVAŞLARI ŞİİRİ

 

Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?

En kesîf orduların yükleniyor dördü beşi,

-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya-

Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.

Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!

Nerde -gösterdiği vahşetle- "bu: bir Avrupalı! "

Dedirir -yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,

Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!

 

Eski Dünyâ, Yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,

Kaynıyor kum gibi, tûfan gibi, mahşer mahşer. (1)

Yedi iklîmi cihânın duruyor karşına da, (2)

Ostralya'yla berâber bakıyorsun: Kanada!

Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;

Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.

Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...

Hani, tâ'ûna da züldür bu rezîl istîlâ!

Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asîl,

Ne kadar gözdesi mevcûd ise, hakkıyle sefîl,

Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;

Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.

Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...

Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.

Sonra mel'undaki tahrîbe müvekkel esbâb,

Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.

 

Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;

Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı;

Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;

Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.

Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,

Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.

Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;

O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...

Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,

Boşanır sırtlara, vâdîlere, sağnak sağnak.

Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,

Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.

Veriyor yangını, durmuş da açık sînelere,

Sürü hâlinde gezerken sayısız tayyâre.

Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermîler...

Kahraman orduyu seyret ki bu tehdîde güler!

Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;

Alınır kal'â mı göğsündeki kat kat îman?

Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?

Çünkü te'sis-i İlâhî o metîn istihkâm.

 

Sarılır, indirilir mevki'-i müstahkemler,

Beşerin azmini tevkîf edemez sun'-i beşer;

Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedî serhaddi;

"O benim sun'-i bedî'im, onu çiğnetme" dedi.

Âsım'ın nesli...diyordum ya...nesilmiş gerçek:

İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek.

 

Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...

O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,

Yaralanmış tertemiz alnından, uzanmış yatıyor, (3)

Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!

 

Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!

Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.

Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd'i...

Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.

Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?

"Gömelim gel seni târîhe" desem, sığmazsın.

Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...

Seni ancak ebediyyetler eder istîâb.

"Bu, taşındır" diyerek Kâ'be'yi diksem başına;

Rûhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;

Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,

Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;

Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan, (4)

Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;

Sen bu âvîzenin altında, bürünmüş kanına,

Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,

Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;

Gündüzün fecr ile âvîzeni lebriz etsem;

Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...

Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.

 

Sen ki, son ehl-i salîbin kırarak savletini,

Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddîn'i,

Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...

Sen ki, İslâm'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,

O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;

Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;

Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın...Heyhât,

Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...

 

Ey şehîd oğlu şehîd, isteme benden makber,

Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber.

 

(1) İlk baskılarda:...kum gibi, mahşer mi, hakîkat mahşer.

(2) İlk baskılarda:...duruyor karşında,

(3) İlk baskıda: Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,

(4) İlk baskılarda: Ebr-i nîsânı açık...

 

 

 

İstiklâl Marşı

 

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak

Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.

O benim milletimin yıldızıdır parlayacak!

O benimdir, o benim milletimindir ancak!

 

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!

Kahraman ırkıma bir gül... ne bu şiddet, bu celâl?

Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal.

Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklal.

 

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım;

Hangi çılgın bana zincir vuracakmış?Şaşarım!

Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.

Yırtarım dağları,enginlere sığmam, taşarım.

 

Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar.

Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.

Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imânı boğar,

'Medeniyyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?

 

Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın;

Siper et gövdeni,dursun bu hayâsızca akın.

Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın,

Kimbilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

 

Bastığın yerleri 'toprak' diyerek geçme, tanı!

Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.

Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı.

Verme, dünyâları alsan da bu cennet vatanı.

 

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?

Şühedâ fışkıraca toprağı sıksan, şühedâ!

Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,

Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ.

 

Rûhumun senden İlahî, şudur ancak emeli:

Değmesin ma' bedimin göğsüne nâ-mahrem eli!

Bu ezanlar-ki şehâdetleri dinin temeli-

Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.

 

Ozaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım.

Her cerîhamdan, İlâhî, boşanıp kanlı yaşım;

Fışkırır  rûh-ı mücerred gibi yerden na'şım;

O zaman yükselerek arşa değer belki başım!

 

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!

Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.

Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl;

Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet,

Hakkıdır,Hakk'a tapan milletimin istiklâl!

 

                              

Mehmet Akif ERSOY

Bu Yazıyla İlgili Yorumunuz ?

Okuyucu Yorumları
  • Celal tarafından 2017-05-22 23:22:13 tarihinde yazıldı.
    Kadir mısıroğlunun Akif hakkında söyledikleri de yenilir tutulur değil

Diğer Yazıları
HIZLI ARAMA

ENÇOK OKUNANLAR
GAZETE İLK SAYFALAR
HAVA DURUMU


ANKARA

NAMAZ VAKİTLERİ

ANKET

Oy Kullan      Anket Sonuçları