KALP OLSAM KIRARSIN
.

    Herkes kendi aşkının şairidir, aşkının kocamanlığı kadardır şiirleri. Öyle kalpler var ki şu yeryüzünde o kalplerin bir misrası dahi yüreğinin her zerresini aşk eder sevgilinin, bir kafiyesi içindeki bütün ritimleri alt üst eder. Hele şiirinde kullandığı her bir edebi sanatı sevgilinin karşısında elbette güneşe tutulan el feneri gibi durur. Seçtiği kelimelere yüklediği anlamlar akla gelmeyecek olan anlamlar olur. Yüreği tam da ortasından vurur, yaralar, tutsak eder.

   Alemin her köşesi meyhane köşesi gibidir Âşık'a.Yüreğindeki aşk, onu öyle bir kıvama getirmiştir ki sevgilinin her hâli ona birer nimettir. Sevgilinin ters bir bakışı dahi, onun canını nokta nokta yakışı, belki de canını alışı dahi kalp üzre kabul edilecek olağan şeylerdendir. Âşık, cümle dertlere meydan okuyan bir yiğit tavrındadır severken, aşkını her zerresi ile yaşarken okyanusları bir kulaçta aşacak, dağları bir yumrukta dümdüz edecek, rüzgarları bir nefeste estirecek gibidir. Sazı olsa inanın o sazı en dertli halde çalan el onun elleri olur. Şarkı söylese onun sesi yürekleri dağlayan bir ateş parçası olur. Konuşsa onu dinleyenlerin yüreğinin bam teli titrer.

Âşık boş değildi. İçi dünya kadar dert ile doluydu, gözleri bulutlar kadar yağmura gebeydi, sözleri şimşek gibi çakmaya hazırdı göz koyduğu yüreğe. Bu Âşık'ın hikayesidir. Maşuk ortalıkta yoktur, sahneden çekilmiştir. Vakti geldiğinde elbet zuhur edecektir, bir kırağı gibi düşecektir kalbin üzerine. Kirpiklere değecektir damlamak üzere. Ve o damlalar bembeyaz kağıda öylesine işleyecektir ki yeryüzünde onun yazmış olduklarını o güne değin hiçbir kimse yazmamış olacaktır.

Âşık, hüzne alışıktır. Yalnızlığa yoldaştır, acıya akrandır. İşte o civan yazdı şiirlerini! Okuyan okudu, hissesine düşen aldı hissesini. Kaşıyan kaşıdı ensesini. Âşık'ın eline aldığı kalem yandı hasretinden, kâğıt tutuşup kül oldu. Kâğıda işlenen her satır gül oldu ahirde. İbrahim'de ateşe atıldı gül bahçesine düştü, Âşık da bir yazdı ateşten hislerle yazdıkları kül olacağına gül oldu. Onlardan birkaç güldeste de bizim payımıza düştü.

"bir şişe olsam kırarsın beni / bir saman çöpü olsam yakarsın / bir tüy olsam yele atarsın / bir kuş olsam kanatlarımı yolarsın / daha nen olayım sevgili / kurbanın olayım iste, yolunun gurbarı..."

Seven yürek ne de güzel bir yürektir, ne de kutsal bir vazife icra ediyordur, ne de muhteşem bir enstrüman çalıyordur. Dünyanın en tatlı melodisi değil de nedir şimdi bu dizeler, en harika çiçekleri değil de nedir? Bir de ona, bunları yazdıran güzele ne demeli? Kalbe bu denli yerleşen ve kalpte bu denli büyük yaşayan başka bir güzel var mıdır yeryüzünde? Karacaoğlan yaşasaydı bugün, onun gibi bir güzeli görünce şiiri bırakırdı çünkü abesle iştigal ettiğini düşünürdü. Şiir somut bir şekilde karşısında dururken o muhayyilesinde bu güzeli anlatmazdı. Yunus, ilahi aşka bağlardı onun güzelliğini görünce, yaratanın kusursuz güzelliğinin dünyadaki bir yansıması olarak algılardı. Baki ise gazellerine güzel redifiyle başlardı.

"sevgili, aklımdan çıktığın yok ki bu yüzden / benim kendimden haberim mi var / senden başka ne yazabilirim ki, ne anlatabilirim ki / durup dururken yazmışlığım bundandır / sana değinmişliğim, seni anlatmışlığım / ve yanmışlığım cehennemce / bak şuramda, tam da sol yanımda / nasıl bir hasret var, yanarsın değme sakın / sen çöl dersin ben yüreğimdir derim / sen göl dersin ben gözyaşımdır derim / sen öl dersin ben aminimdir derim."

Of ki of! Böyle şiir mi olur, el insaf! Ölürsem bir gün eğer, çayı ve şiir severdi deyin ardımdan, bir de bunlara sevgiliyi ekleyin. Bu ne ya, yüreğim zaten harp yeri gibi anlayacağın sensiz sağlam yeri kalmamış, yakılmış ve yıkılmış...Son darbeyi de sen sözlerinle vuruyorsun. Silahtan daha etkili bu sözler yeminle! Vuruyor ama öldürmüyor, sürüm sürüm süründürüyor, inim inim inletiyor.

"göze çekilen mil gibisin ey sevgili / körlüğüm bu yüzden başkasına / sen beni görmezlerden gelmeye devam eyle / göğü çekip al üzerimden / kuşlarımı göçe zorla, uçurtmalarımı yırt, bulutlarımı savur / güneşimi yere çal, dağlarımı aşılmaz, sularımı geçilmez yap / aklımı al başımdan, yaşımı gözümden, taşımı kalbimden / kendini handan kıl,beni giryan bırak"

Âşık yüreğinin sözcüsü olmuştu, aklının aydınlığı, aşkının saflığı... Dağ taşıyordu göğüs kafesinde, ummana gebeydi hisleri, ateşlere kıvılcım...Şerha şerha oluyordu yüreği, tuz basıyordu ve bastığı tuzun değdiği taze yaralar acıtıyordu canını. Döküyordu şelale şelale gözyaşlarını... Nefessiz kalana kadar koşuyordu bu aşk yolunda, terinin son damlasına kadar, sözlüğündeki son kelimesine kadar yazıyordu.

"yaşadığıma bakma sen öyle acemice / sevdayı yüzüme gözüme bulaştırmışlığıma / aklımı uğruna yol eylemişliğime / dünya döner durur kendi ekseninde / ben inler inler dururum kendi halimde / kendimden başka kime ne zararım var ki, zehrim banadır tek / nasılsa sen bana hep terksin / kalbe vurulan dağ gibisin ey sevgili / kalpsizliğim bu yüzden başkasına / severim severim olmaz, özlerim özlerim yetmez / sen beni uzaklardan seyretmeye devam eyle / kendini bununla şad eyle, beni naşad kıl hiç de"

Uzun düşünüyordu âşık, kara kara düşünüyordu ama hakkıyla düşünüyordu. Öyle ucuz ve kelepir değildi yüreğinden dökülen inciler, her biri cihan değerdi. Ve inan ki sevdiği buna değerdi. Sadece şiirde değil düzyazıda da akıl üstüydü. "Alna yazılan kader gibisin sevgili, meylim yok bu yüzden başkasına! Sen bensiz ellerde şarkını söylemeye devam eyle! Ben burada yakarım en hazin türkülerimi; paralarım kendimi, yaralarım. Sen mutlu ol tek; ben hüzünlerini yüklenirim. Ömür gelip geçiyor öylesine, sensiz yüreği yakıp geçiyor derinlemesine. Artık tadım yok yaşamaya biliyor musun? Olduğun vakitlerdeki gülmelerim kayboldu. Gözlerime iri bir damla yaş konuk oldu. Sesim soluğum kesildi hepten, biliyorum bunların hepsi terkten!

Ah be ömrü ömrüme dolanan, aklı aklıma bağlanan, kalbi kalbime çarpılan! Takatim yoktur artık derdi aşmaya. Boyumdan büyük acılarım vardır. Bana düşen 24 saat kahırdır. Aklı gider başından kalır öylece! Kaç gün olur bu hasret, kaç yıla bağlanır? Baktın her şey bir yalana dolanır. Ömür gelip de geçer, acılar delip de geçer yüreği. Bu nasıl bir sevmektir seni? Nasıl bir emektir mahveden beni? Cana gelen bela gibisin ey sevgili, kabul edip amin dediğim. Senden gelen kahır da olsa cana en büyük nimettir. Bela da olsa senden gelen cana en iri inci güherdir. Söyle ey en sevgili, daha nem kaldı ki olmadığın? Ömrüme dolmadığın an mı var? damarımda akmadığın, bahçemde uçmadığın aklıma düşmediğin, kalbime değmediğin... Söyle şimdi sen bana aşkın doğrusunu. Öttürsün borusunu... Yoksa sen benim koklamaya kıyamadığım papatyam değil misin?"

Bu duygu sağanağı, bu aşk yumağı başka kimde var? Âşık, bir numarasın sen aşkta! Bırak kimin ne numarası varsa sergilesin. Bir numarada hep sen varsın ve bu aşk olduğu müddetçe de orada kalacaksın.

KAPTAN

Bu Yazıyla İlgili Yorumunuz ?

Okuyucu Yorumları
Diğer Yazıları
HIZLI ARAMA

ENÇOK OKUNANLAR
GAZETE İLK SAYFALAR
HAVA DURUMU


ANKARA

NAMAZ VAKİTLERİ

ANKET

Oy Kullan      Anket Sonuçları