GENEL HABERLER

EY DÜNYA
.

          Bir meczup gördüm bugün çarşının tam ortasında. Bir elinde kocaman bir davul vardı, diğerinde de tokmağı! Sanki kafasına vuruyordu oradaki her insanın. Mıhına vuruyordu insanlığın, çarkına çomak sokuyordu. Ve haykırıyordu yakaladığı her insanın yüzüne: "İnsanlık ölüyor sen ne yapıyorsun?" diye.

            Kalabalık çoğalıyordu davula tokmağı, insanların yüzüne lafı vurunca! Kimi kafayı yemiş diyordu ona, kimi ise onu akıllı sanıyordu. Kimi destekliyordu onu, kimi ise abesle iştigal ediyor diyordu ona.

            O ise umurunda mı dünya kıvamında bir elinde davul bir elinde tokmak çığırıyordu insanlık adına. Çırpınıyordu. Davası buydu, derdi, işi gücü... "Ey dünya, diye haykıran benim  açın kulağınızı da iyi dinleyin: Gaflet uykusundan uyanın, yanlışın güzergahından çıkın. İnsanlık varsa eğer, kalmışsa bir zerre de olsa tarafı olun bütün gücünüzle insanlığın. Bakmayın milletine insanların, takmayın hangi dilde konuştuğunu, önemsemeyin rengini, kaale almayın yaşadığı coğrafyayı! İnsan olduğunu bilin yeterli. Ağzı burnu, kaşı gözü olduğunu görün kafi!"

            Örneği yoktu alemde!

            Halkın ortak vicdanını sesiydi.

            Ortak aklın ve şefkatin.

            İnsanlığın tellalıydı.

            Hakkın ve haklının.

            Masumun mazlumun avukatıydı.

            "Feryadı figanımdır bu satırlar; iki ayaklı iblisler her gün ömrümü satırlar! Ruhum kan revan içinde, hislerim lime lime edilmiş, hayallerim yakılmış. Güzel bir dünya düşlerken çirkinliklerin ortasında kalmışım."

            İmzasını atmayan var mıydı onun bu sözlerine?

            Zaten bakan anlardı onun gözlerine.

            O kadar dolmuştu ki dünyadaki her türlü zulme karşı hani bendini yıksa alıp götürürdü alemi sele. Ele verirdi her türlü haini, yele salardı her türlü kötülüğü. Cehennem olurdu kötülüğün kaynağı olana, kurşun olurdu çocuğu vuran zihniyete. Kadına tecavüz eden akla musallat olurdu. İnsanı göçe zorlayan iradeye zebani olurdu.

            "Ey dünya! Yalanmışsın sahiden, sahteymişsin, hikayeymişsin. Gözyaşlarına sebep olacak kadar zalimmişsin. Kan akmasına razıymışsın ve o kandan beslenecek kadar vampirmişsin. Çünkü beslendiğin damar bu! Nefeslendiğin havada leş kokusu var. Akbabaların var insan kılığında. Haramilerin var, eşkıyaların... Jandarmaların var dünyanın dört bir yanında ve yetmezmiş gibi cellatların var mazlumların başında."

            Etrafında toplana güruh:

            - Deli bu ya!

            - Meczubun teki!

            - Kafayı yemiş!

            - Sen kim insanlığı kurtarmak ne?

            - Haklı olduğu yerler var!

            - Doğru söylüyor!

            - Boş boş konuşuyor.

            - Reklam yapıyor. gibi farklı sözlerle konuşuyordu kendi arasında.

             O ise hiçbir kimseyi takmadan doğru bildiğini, inandığını avazı çıktığı kadar haykırmaya devam ediyordu. Ara ara davuluna da vuruyordu tokmağını.

            "Döneksin işte; insanlıktan dönüyorsun. İyilikten, güzellikten... Yaşamaktan yaşatmaktan dönüyorsun. Kötülük çiçeklerini serpiyorsun her yere. Gözyaşlarıyla suluyorsun, ahlarla büyütüyorsun  ve zehirli dikenlerini kocaman eyliyorsun. Gölgesinde bir saltanat kuruyorsun. Zulüm ile abad olmaya çalışıyorsun! Oysa yaşamalı bir çocuk, oynamalı neresinde yaşarsa yaşasın dünyanın. Çocukların kahkahasını duymalı herkes, gülmesine vesile olmalı..."

            Kalabalığın üstüne yürüdü.

            Tek tek baktı yüzüne herkesin.

            "Ey dünya! İnsanlık namına ne var ki içinde? Umut ışığı sayabileceğimiz insanlık adına! Yanıyor mu Burmalı bir çocuk için yüreğin? Yoksa vurmalı mı burmalı olduğu için o çocuğu. Ağlıyor mu gözlerin Filistinli bir genç kız için? Yoksa onun çektiği acıya uğradığı zulme alkış mı tutmalıyız? Kahroluyor mu Suriyeli bir ana için? Şad mı oluyoruz yerinden yurdundan edildiği için?"

            Dünyanın gerçeğine parmak basıyordu.

            O ateşe benzin oluyordu.

            Kaşıyordu o yarayı.

            O kör gözü çıkarıyordu.

            O bed sesinin tellerini kesiyordu.

            Zamanın vicdanıydı, sesiydi.

            "Dünyanın  herhangi bir yerinde; ben diyeyim Afrika'nın uçsuz bucaksız çölündeki bir yetim, sen söyle Arakan'da gözleri yaşlı bir baba... Değer mi onları ağlatmaya, dağlatmaya... Onları vurmaya, asmaya, kesemeye değer mi?"

            Ağır ağır ilerledi kalabalığı bir bıçak gibi yardı. Gidiyordu geride bırakıyordu herkesi. Davulun sesi gittikçe duyulmaz oluyordu. Sesi kesiliyordu.

            "Ey dünya! Başına her ne geliyorsa ve gelecekse kendin ettiğin içindir. Bela yağmurları bundandır. Küresel ısınmalar, nükleer denemeler... İnsanlığa yapılan sortiler... Kırılan kalpler, yıkılan hayaller... Umuda dair cüce racon kesmeler, barışa dair sahte nutuk atmalar... Hepsi yalan....Hepsi.... İnsanlık bugün de öldü! İnsanlık bugün de öldü."

Bu Yazıyla İlgili Yorumunuz ?

Okuyucu Yorumları
Diğer Yazıları
HIZLI ARAMA

ENÇOK OKUNANLAR
GAZETE İLK SAYFALAR
HAVA DURUMU


ANKARA

NAMAZ VAKİTLERİ

ANKET

Oy Kullan      Anket Sonuçları