BAŞKON’U ÖZELLİKLİ KILAN UNSURLARDAN DERS ÇIKARILMALIDIR
.

    Birbirimize karşı asla art niyet beslemeyiz, kasıtlı olarak birbirimize karşı en ufak bir yanlış ve karalama yapmamız söz konusu değildir. 

“ Mevlana'nın şu güzel sözleri sanki bizim için yazılmış; ‘ Sevgide güneş gibi ol, dostluk ve kardeşlikte 
BAŞKON’U ÖZELLİKLİ KILAN UNSURLAR ece gibi ol, tevazuda toprak gibi ol, öfkede ölü gibi ol, her ne olursan ol, ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol .’
Başkonu tanımlarken toplumun gözü kulağı ve dili olacağını vurgulamıştık. Başkon olarak doğruya doğru, yanlışa yanlış deriz. demek te zorundayız. hiç bir menfaat peşinde değiliz. kimseye yaranmak gibi bir derdimiz de olamaz. Bu nedenle toplumda özel ve güzel bir yerimiz oluşmuştur. bu doğrultuda bize olan güven, itimat ve saygıyı asla ve asla yitiremeyiz. aksi halde sıradan kuruluşlardan ne farkımız kalır? Bugün "başkon" denilince bütün kapılar bize açılıyorsa eğer, işte biraz önce saydığım meziyetlerimiz den dolayıdır. Buna zeval getirecek en ufak bir zafiyete asla izin vermeyiz, veremeyiz.
***
Başkon'u anlatırken hedeflerimizden sürekli bahsediyoruz. bunlar nelerdi? okumak / çalışmak / üretmek /ve/ verimliliği artırmak... Ancak hep yakındığımız gibi ve maalesef toplum olarak "o k u m a k" idealinden çok uzaktayız ve gün geçmiyor ki uzaklaşmaya devam ediyoruz. Bunun yerine ne yapıyoruz? Seyrediyoruz, dinliyoruz ve maalesef biat edecek kadar kendi düşüncelerimizi bir kenara atıyor bilgi ve kültürümüzü pas geçiyor ve çok amiyane bir tabirle "aklımızı kiraya veriyoruz"....
Okumadığımız için ne tarihimizi ne de bugünümüzü doğru ve dürüst bir şekilde anlayamıyoruz, idrak edemiyoruz. Okumadığımız için tarihimizi iyisiyle kötüsüyle öğrenemiyoruz, tarihimize ve tarihi değerlerimize sahip çıkamıyoruz.
Okumadığımız için bugün yapılanların toplumun bugününe ve yarınına nasıl bir etkisi olacağını bilimsel ve gerçeklik ölçüsünde net olarak kavrayamıyoruz. 
Bu halde yanlışlara karşı elbette karşı gelemiyoruz, doğrulara da elbette arka çıkamıyoruz. 
Ya ne yapıyoruz? doğru olduğuna inandığımız ve/veya inandırıldığımız kişilerin bütün yaptıkları karşısında onunla aynı istikamete giriyoruz ve sorgulamadan biat ediyoruz...
Tarih, olmuş ve bitmiş olaylardan ibarettir. Tarihe mal olmuş kişiler ve olayları olduğundan başka bir şekilde göstermek ve topluma dayatmak toplumumuza verilecek en büyük zararlardan biridir. bu toplumu kategorize etmek ve bölmek gibi çok vahim neticeler doğurur...
***
Geçenlerde bir vatandaş, meclise Atatürk'ün resmini taşıyan bir tişörtle girmek istemiş ve ancak mecliste görev yapan polis buna izin vermeyerek tişörtü çıkarttırarak meclise girmesine izin vermiştir!!
Bu nasıl vahim ve perişan bir durumdur. çok ama çok üzüldüğüm gibi çok büyük endişe de duydum....
Tarihimize mal olmuş, tarihimize yön vermiş ve bu nedenle Türkiye'nin tarihinde bir yer edinmiş ve bir dönem Türk toplumuna önderlik etmiş, bugünde bıraktığı eserler sayesinde Türkiye'nin varlığını sürdürebildiği, bir büyük insana yapılan bu saygısızlığı dile getiremez isek biz Başkon olarak görevimizi layıkıyla yapmış olamayız... Bu saygısızlığı yapan kişileri ve buna cevaz veren zihniyeti burada esefle kınıyorum....
Bir Mete han gibi, bir Alparslan gibi, bir Fatih Sultan Mehmet gibi, bir Kanuni gibi bir Abdülhamit gibi bir Atatürk gibi bir Mevlana gibi, bir Hacıbektaş gibi, bir Hacı Bayram Veli gibi, bir Yunus Emre gibi, bir Şeyh Edebali gibi, bir Pir Sultan Abdal, bir Dadaloğlu, bir Köroğlu gibi bütün Türk tarihine isimlerini yazan ve bugüne kadar da silinemeyen, unutulmayan büyük önderlerin, büyük insanların hepsine ama hepsine olan tek görevimiz onların aziz hatıralarına saygı göstermek olduğu gibi onların fikirlerini ve amellerini de doğru ve dürüst bir şekilde öğrenmek, bilmektir. 
Bunu ancak ve ancak her türlü kaynaktan okuyarak başarabiliriz. Onun bunun söyledikleriyle değil okuduklarımızla fikir sahibi olarak başarabiliriz. İşte bu sebeple Başkon öncelikli hedefini okuyan ve araştıran bir toplum yaratmak için mücadele etmek olarak belirlemiştir.
Bizler seçkin insanlar olarak bu konuda topluma önder olmakla mükellefiz. Okuyarak ve araştırarak öğrenmek ve fikir sahibi olmak zorundayız. Kimsenin bizi yönlendirmesine izin vermemeliyiz. Aksine biz bilimsel ve bilimsel kültürümüz ve fikirlerimiz ile topluma yön vermeliyiz.
Hiç bir kişiye, hiç bir düşünceye, hiç bir ideolojiye körü körüne ve saplantılı bir şekilde kendimizi teslim edemeyiz. 
Kendi aklımızı kullanmaktan asla vazgeçemeyiz, vaz geçmemeliyiz. Biliyoruz ki her türlü düşünce, her türlü amel sorgulanabilir...Ancak sadece ve sadece Allah'a olan inancımız sorgulanamaz... Bunun dışındaki bütün inançlarımız her zaman akıl ve bilim çerçevesinde sorgulanabilir, değişebilir, gelişebilir. 
ÇOK KONUŞMAK ÇOK ŞEY BİLDİĞİNİZİ GÖSTERMEZ 
Yine demiş ki Mevlana; “Bildiklerini anlat, ama aklı vermeye kalkma. Anlatılanları iyi dinle, ama hepsini doğru sanma. Sessiz kalmak, bir şey bilmediğin anlamına gelmez, çok konuşmakta çok şey bildiğini göstermez. Herkesi kendine eşit gör, her kim olursa olsun bir insanı küçümsemek akılsızlık, çok büyük görmekte korkaklıktır. Cesaret akıldan gelirse cesarettir, bilgisizlikten gelirse cehalettir.” 
"Üzülme Can! Doğruysan zarar gördüm deme. Bil ki iyiler mutlaka kazanır.”

Bu Yazıyla İlgili Yorumunuz ?

Okuyucu Yorumları
Diğer Yazıları
HIZLI ARAMA

ENÇOK OKUNANLAR
GAZETE İLK SAYFALAR
HAVA DURUMU


ANKARA

NAMAZ VAKİTLERİ

ANKET

Oy Kullan      Anket Sonuçları