GENEL HABERLER

BAŞKON'UN ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ KONUSUNDA GÖRÜŞ VE ÖNERİLERİ
.

                                                                                             

Başkent Ankara ve Anadolu Konfederasyonu (BAŞKON ) un Görüş ve Önerileri

 

Müjdat KAYAYERLİ

21. Dönem Afyon Milletvekili

 

Anayasa tartışmaları son 10 yılda gündemde olsa  da , çözüm noktasında siyasi partiler birbirleriyle anlaşamasa da 1982 Anayasımızın değiştirilmesi konusunda toplumda büyük bir istek olduğu aşikardır. 21 yüzyıla girerken dinamik, temel hak ve hürriyetlere gereken özeni veren, milli bir Anayasa ihtiyacının olduğu şüphesizdir.  Bu bakımdan, adaleti sağlayan, vatandaşlarımıza çağdaş hedefler gösteren, insan haklarının korunduğu, 1876 yılından beri yazılı anayasamızın korunan ve korunması gereken devlet yapımızın üniter idaresinin Cumhuriyet, Başkent’inin  Ankara, eğitim dilinin Türkçe olmasına özenle dikkat edilmelidir.

Anayasamızın ilk 6 maddesinde yer alan hükümler, hukuk devleti olan ‘’ Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Anayasasının Ruhu ve Temel Hükümleri ‘’ niteliğinde olup , kesinlikle değiştirilmeden üzerinde mutabakat sağlanmış olan 60 madde ile de uğraşmadan, geriye kalan 112 madde de değişiklikler yapılması ve en kısa zamanda tartışılmasına izin verilmeyen bir Anayasa oluşmasından yana olduğumuzu ifade etmek istiyoruz.

Anayasa yapılırken Parlamenter Sistemin güçlendirilmesine mi , yoksa Başkanlık sisteminin gerçekleşmesine mi karar verileceği önceden belirtilmelidir. Her iki sisteminde faydalı ve eksik yönleri açıklanmalı ezbere iş yapılmamalıdır. Çünkü   Parlamenter sistem ile devam edeceksek farklı, Başkanlık sistemine geçeceksek daha farklı bir Anayasa yazılması zaruridir.

Yeni Anayasa; ülkemizde siyasi istikrarı, demokrasinin her alanda işler hale getirildiği, seçilenlerin temsil edildiği ve hesap verebildiği kuralların ortaya konduğu bir yapıda çıkmalıdır. Özellikle Yürütme, Yargı ve Yasama erklerinde güç dengesinin kurulduğu ve bu dengenin Anayasada berraklaştığı bir Anayasa en büyük arzumuzdur.

Anayasamız vatandaşla, devleti bütünleştiren, devlet ve vatandaş arasında kaynaşma ve güvenilirliği arttıran, herkesin anlayabileceği bir metin olmalıdır.

Anayasa , toplumsal bir sözleşme metni olup, yapılması, değiştirilmesi ve toplum kesimlerinin, siyasi partilerin ve sivil toplum örgütlerinin mutabakatı ile olması gerekir.

TBMM’de siyasi partilerimizin komisyonlarınca birlikte hazırlanacak olan Anayasa metni hazırlanma süreci bittiğinde de mutlaka dilbilimci, felsefeci, hukukçu ve sosyologlardan oluşan uzman bir kadro tarafından da yeniden okunmalı, incelenmeli ve Anayasa metnindeki  bütün ifade ve sözcükler de ahenk ve bütünlük sağlanmalıdır. ( Yapılan değişikliklerle Anayasa en az 15 , en fazla 30 gün dinlenmeye bırakılmalıdır.)

Anayasamızın hazırlanmasında Türk Devlet Geleneği ile Devlet Felsefesinin Tarihi boyutu, Milletimizin siyasi kültürü ve sosyal toplumsal yapımızın değerlerinin ön plana çıkmasında sayısız yararlar görmekteyiz.

Parlamenter ve Başkanlık sistemi ele alınırken, hangi sistem gerekçeleri ile birlikte insani gelişime daha fazla etki eder, hangi sistem yönetimde istikrarı temsilde adaleti ve hesap verilebilir olmayı gerektiriyor ise, o sisteme göre Anayasa hazırlanmalıdır. Ancak, her iki sistemin avantaj ve dez avantajları kamuoyunda açıklanmalı ve toplumun büyük fotoğrafı görebileceği şekilde yönlendirilmeden karar vermesine fırsat verilmelidir.

Din ve vicdan özgürlüğü ile laikliğin teminat altına alındığı,

Anayasamızın 24. maddesinde ‘’herkes,  vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir. Kimse ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaatlerini  açıklamaya zorlanamaz. Dini inanç ve kanaatlerinden dolayı  kınanamaz ve suçlanamaz…’’ ifadeleri olduğu gibi korunmalıdır.

Anayasanın Temel Hak ve Hürriyetlerinin kötüye kullanılmaması hakkındaki 14. Madde de belirtilen ‘’ Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve Milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetinin varlığını tehlikeye düşürmek, temel hak ve Hürriyetleri yok etmek, devletin bir kişi veya zümre tarafından yönetilmesini veya sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde egemenliğini sağlamak veya dil, ırk, din ve mezhep ayrımı yaratmak veya herhangi bir yolda bu kavram ve görüşlere dayanan bir devlet düzenini kurmak amacıyla kullanılamazlar.’’ ifadeleri de aynen kalmalıdır.

‘’ Bir ağaç kesenin elini ve boğazını keserim.’’  diyen Fatih Sultan Mehmet’ten,  ‘’ Ağaç, çiçek ve yeşillik medeniyet demektir.’’  diyen Mustafa Kemal Atatürk’ten, ‘’ Ağaç, yavrularımızın beşiği, kapımızın eşiği ve aşımızın kaşığıdır.’’ Atasözümüzden aldığımız güç ve irfanla da Anayasamızın Ormanları ve Orman köylüsünü koruyan ve geliştiren 169. ve 170. Maddelerde de değişiklik yapılmasını ve özellikle gelir dağılımından en az pay alan 15 milyon civarındaki Orman köylülerimizi koruyacak maddelerin ilave edilmesini istiyoruz.

 ‘’ Devlet, ormanların korunması, genişletilmesi ve geliştirilmesi için gerekli kanunları çıkarır ve önlemleri alır. Bütün ormanların gözetimi ve denetimi devlete aittir. Devlet ormanları kanuna göre Devletçe yönetilir ve işletilir. Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz, bu ormanlar zaman aşımı ile mülk edinilemez.  Devlet ormanları üstün kamu yararı ve zorunluluk dışında irtifak hakkına konu edilemez.

Orman içinde veya bitişiğindeki köylerde yaşayan halkın kalkındırılması ve kentsel toplumun ormanların eko sistem hizmetlerinden yararlandırılması kanunla düzenlenir.

Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemez. Ormanların tahrip edilmesine yol açan siyasi propaganda yapılamaz. Orman suçları için genel ve özel af çıkarılamaz, genel ve özel af kapsamına alınamaz. Yanan ormanların yerinde yeni ormanlar yetiştirilir, bu yerler başka amaçlarla kullanılamaz.

Dünyada Birleşmiş Milletler üyesi 192 devlet olduğu dikkate alındığında, dünyada en az bu sayı kadar devlet ve millet olduğu bilinmektedir. Her milletin ve onun kurduğu devletin de adı tektir. Nitekim M. Kemal Atatürk ‘’ Türk Milleti’’ için, ‘’ Türkiye Cumhuriyetini  kuran Türk halkına Türk Milleti denir. ‘’ diyerek ortak kimliğimizi, devleti kuran ve egemenliğin sahibi olan milletin adını belirlemiştir.

1924 ve 1945 Anayasalarında ‘’ Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibari ile Türk denildiği ortadadır. Ortak kimliği bir tarafa atarak etnik kimlikleri ön plana çıkarmak eksiktir, yanlıştır. 1961,1982 Anayasalarında hiçbir etnik kimlik ayrımı yapmaksızın,’’ vatandaşlık bağı ‘’ temellinde bir ‘’ Türk ‘’ tanımı getirilmiştir. Aynı zamanda Türkiye devletini kuran milleti başlangıç ve diğer maddelerde ‘’ Türk Milleti’’ olarak adlandırmıştır. Anayasanın 5 inci maddesinde Devletin temel amaç ve görevlerinin başında ‘’ Türk Milleti’nin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve Demokrasiyi korumak ‘’ gelmektedir.

Anayasanın 6’ncı maddesinde ise, Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu ilkelere göre ‘’ yetkili organları eliyle kullanır’’ derken, 7 inci maddede de ‘’ Yasama Yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır’’ ifadesi yer alır. 9 uncu maddede ise, ‘’Yargı yetkisi , Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır. ‘’ Milletvekilleri, ‘’ Büyük Türk Milleti ‘’ önünde ant içerler, Cumhurbaşkanı ‘’ Büyük Türk Milleti ve Tarih huzurunda ant içer’’. Türk Ceza Kanununda, Türk Milletini Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama suçu için ‘’ altı aydan iki yıla kadar hapis cezası’ ’öngörür.

Bu bakımdan Anayasasın da adı söylenemeyen, inkar edilen bir millet olamaz. Hazırladığımız Anayasa hangi millet için hazırlanmaktadır ? Anayasa hangi milletin onayına sunularak ve hangi toplumda referandum yapılmaktadır? Elbette Türk Milleti’ne Vatandaş sıfatıyla tekil veya çoğul, hak ve yükümlülüklerin öznesi olan ‘’ Türk ‘’ adıyla belirtilmesi en isabetli karardır, düşüncedir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve egemenliğin sahibi  olan milletten anayasal adıyla ‘’ Türk Milleti’’ olarak söz etmek, milletimizi oluşturan etnik gruplarında ret ve inkarı anlamına gelmez. Her birinin korunması zorunlu olan kültürel özellikleri, aynı zamanda Türk Milleti’nin ve Türkiye’ nin  zenginliği olarak kabul edilmelidir.

Bu bakımdan, Anayasamızın 1. 2. 3. 4. 5. 6. ve 66. Maddeleri de bu bağlamda değerlendirilmesi gereken maddelerdir. ‘’ Türk Devletine Vatandaşlık Bağı ile bağlı herkes Türk’tür. Hiçbir Türk, vatana bağlılıkla bağdaşmayan bir eylemde bulunmadıkça vatandaşlıktan çıkarılamaz. Vatandaşlıktan çıkarma ile ilgili karar ve işlemlere karşı yargı yolu kapatılamaz.

 

ANAYASANIN HAZIRLANMASINDA DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR

Anayasamızın 2. Maddesinde değişmez niteliklerden olan Türkiye Cumhuriyeti’nin  “Sosyal bir hukuk devleti” olması demek; yasama – yürütme ve yargı erklerinin dengeli bir iş bölümü içinde birbirinden ayrılmış, devlet iktidarının insan ve özgürlükleri ile sınırlandırılmış olması, devletimizin hukuk kaidelerine uygun yönetilmesi, idarecilerin ve idarenin hukuk kurallarına bağlı olması, kamu hizmetlerinin yurttaşlar arasında ayırım yapmadan tarafsızlıkla yürütülmesi demektir.

Düşünce ve ifade özgürlüğünü güvence altına alan, hukuk devleti olan ülkemizde özel hayat ve iletişimin gizliliği hakkında kaygı verici olaylar yaşandı, yaşanmayada devam etmektedir. Bölücü terör eylemleri başta olmak üzere, insanlarımızın can ve mal güvenlikleri her bölgede, her şehirde ciddi olarak tehdit altındadır. Asayişin sağlanmasında önlemler alınamamakta, yönetimlerde zafiyet, bilgi eksikliği, bencillik ve partizanlık en ön safta yer almaktadır. Bu bakımdan, demokratik anlayışla idare edilmeyen bir devletin de hukuk devleti niteliği taşıdığı söylenemez!

Milletvekillerimiz Anayasanın 81. ve Cumhurbaşkanımız 103. Maddelerine göre “Hukukun üstünlüğüne” inandıklarına ant içerler. Hukuk devletinin üstünlüğüne inandıklarını beyan ederler. Bu bakımdan kuralsız keyfi yönetim tarzlarının egemen olduğu değil, hukukun egemen olduğu devlet yönetimi her yerde esas alındığından bütün vatandaşlarımız ile devlet daha da bütünleşecektir.

Hukuka, adalete olan güvenin ortadan kalktığı yerde toplumsal barış olmaz, milli bütünlük sağlanmaz. Adalet, her zaman devletin temelidir.

2002 milletvekili seçimlerinde genel seçimdeki  geçerli oyların %45-33 ü, 2007 seçimlerinde de %13.00 ü Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde hiç temsil edilmemiştir. Halbuki Anayasamızın 67. Maddesinde belirlenmiş olan “temsilde adalet” ilkesi açıkça çiğnenmiş, “yönetimde istikrar'' ilkesi de tartışmalı olan 2 siyasi parti mecliste yer alabilmiştir. 2007 de ise, 3 siyasi parti ile bağımsızlar meclise girmiştir. Cumhuriyetimizin değişmeyen nitelikleri, Devletimizin değişmeyen özelliklerini tartışma konusu yapmadan bir anayasa hazırlanmalıdır. Böylece ülkemizde hem yönetimde istikrar, hem de temsilde adalet ilkeleri gerçekleşmiş olur.

2003 yılında çıkan Bilgi Edinme Kanununun özünden bahsedilerek temel bir hak olarak Anayasada yer almasının daha uygun olduğu görüşündeyiz.

Haberleşme özgürlüğü ile ilgili 22. Maddenin de “iletişim özgürlüğü” adı altında genişletmekte faydalar olacağını düşünmekteyiz.

Kamu Denetçiliği Kurumu’nun kanunu 2006 da çıkmasına rağmen Anayasamızda da belirtilmesi gerekir şeklinde bir görüşümüz var. Yeni bir madde ile tanımlanarak bu kurumun görev ve yetkileri ile işleyişinin kanun ile düzenleneceği Anayasada yer almalıdır.

Cumhurbaşkanının kişisel suçları konusunda Anayasadaki boşluk giderilmeli, Anayasamızın 105. maddesine kişisel suçlarla ilgili ifadeler yazılmalıdır.

Anayasamızın 159. maddesinde  Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu yeniden düzenlenerek iki  yüksek Kurul oluşturulmalı, adli ve idari yargı şeklinde yapılandırılmalıdır, ifadesine ihtiyaç vardır.

Anayasamızın 160. Maddesine bir değişiklik getirilerek ''Yerel Yönetimler Sayıştay’ı '' oluşturulmalıdır.

Söz ve eylemleriyle üyesi oldukları siyasi partinin kapatılmasına sebep olanlar için 5 yıllık partili siyaset yasağı, 21 Ekim 2007 de halk oylamasıyla kabul edilen Anayasa değişikliği ile yasama dönemi 4 yıla indirildiğinden, iki hükmün uyumlu olmasına imkan sağlaması açısından, siyaset yasağının da 4 yıla indirilmesini uygun görmekteyiz.

Anayasamızın 76. Maddesinde milletvekili seçilmeye engel suçlar sıralanarak yazılmıştır. Bu suçlarda dokunulmazlık işlememeli, bu suçlardan dolayı yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına gerek olmadan bir suç işlediği idda edilen milletvekili hakkında da dava açılabilmelidir. Davanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca açılması ve temyiz olarak da Yargıtay Ceza Genel Kurulunun görev yapması daha uygun olur görüşündeyiz.

Başkanlık sistemi de, Parlamenter sistem de kuvvet veya erkler ayrılığına, yani yasama, yürütme ve yargı güçlerinin ayrılığına dayanır. Bu üç kuvvet tek elde toplanır ise, demokrasi ve hukuk devletinden bahsedilemez.  Böyle bir yönetime, diktatörlük denilir. Bunun için kuvvetler ayrılığı, demokratik yönetimin ve hukuk devleti olmanın olmazsa olmaz şartlarıdır.

Erkler ayrılığı, Parlamenter sistemlerde esnek ve yumuşak, Başkanlık sisteminde sert bir şekilde uygulanır. Parlamenter sistemde yasama ve yürütme görevleri aynı kişide birleşebilir.

Anayasa’nın 109. Maddesine göre Başbakanın Cumhurbaşkanınca TBMM üyeleri arasından atanması ve Başbakanın da Bakanları ataması yöntemi Parlamenter sistemin uygulanmasıdır.

Başkanlık sisteminde ise, Başkan ve Bakanlar aynı zamanda yasama organı üyesi olamazlar. Başkanlık sisteminde Devlet Başkanı, Hükümet Başkanı olup, Parlamentoya karşı sorumlu değildir. 

. Başkanlık Sisteminde   Devlet Başkanı ve Parlamento çoğunluğunun farklı partilerden olması durumunda sistem tıkanabilir. Devlet yönetiminde aşırı bir güç toplanması ülkeyi dikta ile yönetmeye de neden olabilir. 1876 dan bu yana ülkemizde parlamento demokrasi geleneği hakimdir. Dimyata pirince giderken evdeki pirinçten olmamız ülkemize çok şeyler kaybettirebilir. Adil, eşit ve çağdaş hukuktan yararlanmak hedefimiz olmalıdır.   Milletvekili adaylarının belirlenmesinde siyasi partilerin Genel Başkanları ve Başbakan  ne kadar demokratik davranıyor? Aynı siyası partinin  Genel Başkanı  veya Başbakan yarın Türkiye’nin Cumhurbaşkanı olduğunda demokrasiye ne kadar bağlı kalacaktır. Bunun ölçüsü ne olacaktır?

 Parlamenter sistem ile Başkanlık sistemi arasındaki temel fark kuvvetler ilkesinin her iki sistemde farklı uygulanmasından kaynaklanıyor olmasıdır. Kuvvetler sistemi Parlamenter sistemde yumuşak, Başkanlık  sisteminde ise sert bir şekilde uygulanır.      Kanun teklifi tek bir milletvekili tarafından verilirken, Anayasa değişikliği teklifi için en az TBMM üye tam sayısının üçte birinin, yani 184 milletvekilinin imzası gerekir. Türkiye’miz  üniter bir devlettir. Tek bir bayrağımız, tek bir devletimiz, ortak bir tarihimiz ve tek bir başkentimiz vardır.

Siyasi parti yasası değişmeden parti içi demokrasi yerleşmeden, aydın ve siyasetçilerin dile getirdikleri ‘’ Milli İrade ‘’ ifadesi gerçek demokrasiye dayanmayan, yaralı ve topal, yani eksik anlamların yüklendiği bir ifade olarak kalabilir. Yönetenlerin yönetilenlere karşı bir dayatmayla, halk kendi iradesiyle kendi vekilini seçememektedir. Bu bakımdan halk kendisini yakından tanıyan ve sorunlarını bizzat sunabileceği kendi milletvekillerini seçebilecek değişiklikleri beklemektedir. Anayasa hazırlanırken de, parlamenter ve başkanlık sistemi tartışmaları ülkemizi ve vatandaşlarımızı yeniden siyasi bir kaos ve krize hatta kutuplaşmaya sokmadan ağır başlı , akıllı , ilkeli davranışlarla süreç tamamlanmalıdır.

            Cumhuriyet ile yönetilen Türkiye’mizde, Cumhuriyetin nitelikleri arasında sayılan demokrasi, insan hakları, sosyal devlet, hukukun üstünlüğü ve hukuk devleti ile laiklik anlayışı açık seçik ve anlaşılır bir dille tanımlanmalıdır ve Anayasamızda yer almalıdır.

            Anayasamızın  temel haklar ve ödevler kısmında mutlaka aşağıda belirtilen ifadeleri çağrıştıracak  insanımıza değer veren cümleler yer almalıdır:

a)      İnsan onur ve haysiyeti, dokunulmaz olup, insan haklarının ve anayasal düzenin temelini oluşturur.

b)      İnsan onuruna saygı göstermek ve onu korumak, bütün devlet erklerinin ödevidir.

Anayasaya vakıf olabilmek için ‘’ Anayasacıyım diyebilmek için ustalarınızı geçeceksiniz  ve kendinizi de geçebilecek birer ikişer öğrenci yetiştireceksiniz ‘’ japon atasözüne göre de anayasamızda sanatçıların devlet tarafından korunduğu ayrıca yerel yönetimlerce de korunma altına alındığı ifadeleri Anayasamızın 64. Maddesine ilave edillmelidir ki bütün sanatçılarımıza somut olarak değer verilsin ve bütün yapacağı çalışmalar desteklensin, eserleri korunsun ki, gerçek usta siyasetçiler sizler olabilirsiniz.

            “Bir kere yanlış trene bindiyseniz, koridorda ters tarafa yürümenin hiçbir anlamı da faydası da yoktur.” İfadesinde Nietztche’nin söylediği gibi, Anayasa hazırlanırken yanlış düşüncelerle yola çıkmamak gerekir.  Parlamenter sistem kabul edilecekse farklı bir anayasa formu ve planı, başkanlık sistemi kabul görülürse, farklı bir anayasa formu ve planı çıkarılmak zorundadır. Başkanlık sisteminde seçmen milletvekilllerini ve Devlet Başkanını ayrı ayrı seçer. Devlet Başkanı Hükümeti belirler. Parlamenter sistemde seçmen Parlamentoya girecekleri seçer, Parlamento arasından da Başbakan ve Hükümet belirlenir, ayrıca ya Parlemento içerisinden, ya da halk arasından halk oyu ile Devlet Başkanı seçilir. Devlet Başkanı halk oylaması ile seçilecekse katılan seçmenin en az % 65 - %70 inin onayını alma zorunluluğu getirilmelidir. O zaman istikrar ve güven ortamı daha da güçlenir. Her seçim dönemi 4 yıl olduğundan dolayı da Cumhurbaşkanı 4+4  toplam 8 yıl hizmet edecek şekilde sınırlandırılmalıdır.

            Ülkemizin üniter Devlet yapısına uygun olarak eğitim öğretiminde resmi ve ortak dilimiz Türkçe ile yapılması Anayasamızda net bir şekilde belirtilmelidir.

Sonuç olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Türk Milletinin Uluslararası alanda Bağımsız ve Egemenliğine sahip bir devlet şeklinde örgütlenmesi ve temsil edilmesi demektir. Devletimizin kurucu unsuru Türk Milletidir. Devlet insanımız için vardır ve her şey her vatandaşımızın ve her insanımızın onuru içindir. Hak ve Özgürlüklerin güvence altına alındığı, Kamu hizmetlerinin düzenli olarak yürütüldüğü, sosyal Devlet anlayışının uygulandığı, halkın dini inançlarının siyasetçilerin siyasi emellerine alet edilmesine fırsat verilmediği, içerde ve dışarda “Barışçı Devlet” ilkesinin yer aldığı, Türkiye Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olup, hiçbir etnik fark gözetmeksizin herkese Türk denilen, bayrağı beyaz al Yıldızlı Albayrak, resmi dili Türkçe, Başkenti Ankara olan bir anayasa istediğimizi saygılarımızla arz ederiz.

 

 

 

 

 

Bu Yazıyla İlgili Yorumunuz ?

Okuyucu Yorumları
Diğer Yazıları
HIZLI ARAMA

ENÇOK OKUNANLAR
GAZETE İLK SAYFALAR
HAVA DURUMU


ANKARA

NAMAZ VAKİTLERİ

ANKET

Oy Kullan      Anket Sonuçları