GENEL HABERLER

BAŞKANLIK SİSTEMİNİ HALKIMIZ KABULLENEMEDİ

28-06-2019
24 Haziran 2018 tarihinden bu güne kadar tam da bir yıl geçti. • Teferruata girmeden, yazının girişini yapmadan bitiş noktasına hemen gelmek istiyorum.

.

     Parlamenter sistemden vazgeçip Başkanlık sistemine geçilmesi ile birlikte hep kaybeden devlet oldu, milletimiz oldu ve hatta AK Parti oldu.

•             Gerek 31 Mart seçimleri ve gerekse 23 Haziranda tekraren yapılan İstanbul seçimleri gösterdi ki ,  “ millet başka düşünüyor, devlet başka düşünüyor. “  Daha doğrusu sayın Cumhurbaşkanımız Anadolu insanı gibi düşünmüyor. Onun içindir ki sürekli hata yapıyor, farkında olmadan sürekli kaybediyor, kaybettiriyor.

        Ben bu deyimden ve yaptığım tespitlerden şunu çıkardım, “ Anadolu İstanbul kafası ile idare edilmez ! “

        Bu ifade biraz sakil gelebilir, zaten öyle olması da normal çünkü herkesin terennüm ettiği ifadeleri kullanmamak, kimsenin önemsemediği ancak tamamen gerçek olan cümlelerle meramımı anlatma gayretindeyim.

•             Başkanlık sistemine geçilmesi ile ilgili yapılan çalışmalar esnasında R.Tayyip Erdoğan ne demişti; “ Ben ekonomistim verin yetkiyi  kısa süre zarfında ekonomiyi düzlüğe çıkarayım; bu kadar yüksek faizle para politikası idare edilmez, indirin faizi… siz indiremiyorsanız verin yetkiyi ben indireceğim” dedi.

       Tam bir yıl önce, yani 24 Haziren 2018 tarihinde halkımız Erdoğan’ı -istediği tüm yetkilerle donatıp-  Başkan yaptı.  Artık faizler inecek, dolar düşecek, borsa fırlayacak, piyasada her şey ucuzlayacak, dış mihraklar kıskançlığından çatlayacak (vs) denilse de her şey tam tersine taalluk etti.

•             Aslında Başkanlık sisteminin ne olduğunu ve ne olacağını halkımız bilememiş, daha doğrusu öğrenmeye fırsat bulamamıştı. ABD örnek gösterildi, Fransa örnek gösterildi falan… En sonunda “ Türk tipi Başkanlık sistemi “ denildi adına... Ancak o da olmadı, tutmadı maalesef.

                                           ***

     Bir yıl zarfında o kadar çok kötü şeyler oldu ki... her şeyden önce diplomaside rezalet bir dönem geçirdik. Ekonomi krize girdi. İstikrarsızlık hat safhaya ulaştı, siyaset bile dengesini kaybetti ve nihayetinde önce 31 Mart seçimlerinde 11 Büyükşehri AK Parti kaybetti, arkasından 23 Haziran İstanbul seçimlerinde hezimet yaşadı.

   Sayın Erdoğan’ın 24 Haziranda “ Bu kardeşinize yetkiyi verin neler yapacağımı görün ! ” iddiasını halk boşa çıkardı, yani beğenmedi.

     Bir de AK Parti ‘nin başına geçince, yani hem Cumhurbaşkanı hem de parti genel başkanı olunca her şey tamamen sapa sardı. Kaybettikçe kaybetti, kaybettikçe kaybettirdi.

ERDOĞAN VE BAŞKANLIK SİSTEMİNİN KAYBETTİRİŞ NEDENLERİ

      R.Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı olduktan sonra başbakanlık döneminde olduğu gibi Anadolu’yu İstanbul kafası ile idare etmeye başladı. Yani, Cumhurbaşkanı da olsa   ‘ İstanbul evladı ’ olmanın, hayata- siyasete, idari ve sosyal yaşama İstanbul’dan ayak basmış olmanın psikolojik etkisinden kurtulamadı.

     Haksız da sayılmazdı çünkü Anadolu insanını da, Anadolu’yu da tanımıyordu. Örneğin ayağı toprak yüzü görmemişti. Köy bilmez köylü bilmez; tarla bilmez, harman bilmez, saman bilmez, saban bilmez, at bilmez, tay bilmez, eşek bilmez, sıpa bilmez, koyun bilmez, keçi bilmez, kuzu bilmez, oğlak bilmez, teke bilmez, erkeç bilmez, döl bilmez, davar bilmez, sığır bilmezdi; hatta belki bunların bazılarının adını ya duymuştu ya duymamıştı !..

    Ayrıca İstanbul’a yapılan yatırımlarla Anadolu illerine yapılan yatırımlar arasında öyle büyük farklılıklar oluştu ki hakkaniyet derecesi ölçülemeyecek şekilde derin boyutlara ulaştı. İstanbul’a yerin altından, yerin üstünden, denizin altından üstünden muhteşem projelere imza atılırken başta Ankara TC’nin Başkenti olmasına rağmen Anadolu şehirleri ve kırsal alanlar yatırımlardan nasibini alamamadı. Bu konuda çok örnek vermek mümkün ama bir tek örnek vererek meramımı anlatmış olayım şöyle ki;

    İstanbul’a milli futbol müsabakası yapılabilecek FİFA kuralarına uygun 6 futbol sahası yapılmışken Ankara’ya FİFA kurallarına uygun tek bir stat yapılmadı. Bunun içindir ki Başkentimiz Ankara’da 25 yıldır milli futbol müsabakası yapılamadı-yapılamıyor. Bir tek bu  örnek bile ne kadar önemli anlam ifade ediyor ve ayrımcılığı gözler önüne seriyor, dikkatinizi çekerim !..

                             BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE YASASI İLE BÜTÜN BUNLARI TESCİL ETTİ

    Sayın Cumhurbaşkanı, köyü ve köylünün, çiftçinin, üretim ve hayvancılığın önemini bilmediği için Anadolu’nun önemli bir bölümünü özellikle de kırsal alanları şehirlerden idare etmeyi kafasına koymuştu. Bu sistem değişikliği ve Büyükşehir Belediye Yasası ile köyler daha iyi idare edilecek, dolayısıyla kırsal alanlardan daha rahat oy alma imkanı doğacaktı.

    Nitekim aralarında Melih Gökçek, Menderes Türel,  Nihat Zeybek gibi zamanın belediye başkanları  Büyükşehir Belediye Yasa taslağını hazırlayarak R.Tayyip Erdoğan’a sundular. Erdoğan önce tepki gösterse de kısa süre zarfında ikna oldu. Çünkü o, coğrafi olarak İstanbul ve İzmit’i kafasında tasarlıyor, zaten bu iki ilin köylerinin şehirleşme sürecine girmiş olduğunu düşünerek tüm Anadolu’daki köylere Büyükşehrin imkanları ile hizmetin daha iyi götürüleceğini, hatta aklın ve mantığın kabul edemeyeceği şekliyle tarım ve hayvancılığın belediyelerin katkısı ile daha güzel olacağını, üretim ve verimliliğin artacağını düşünüyordu.

      İL GENEL MECLİSLERİNİ FESHEDEREK EN BÜYÜK HATAYI YAPTILAR

     İl genel meclisi üyeleri siyasi partilerin ve devletin “ uç beyleri ” dir. Kırsal alanlarda mensubu oldukları partileri temsil ettikleri kadar aynı zamanda karşılık beklemeyen propagandistleridirler. Hükümetin ve hatta devletin de müdafîleridir.

    İşte bu Büyükşehir Belediye Yasası ile il genel meclisi üyeliklerini kaldırdılar; bu bağlamda il özel idareleri de feshedilmiş oldu. Bu uygulama ile AK Parti farkında olmadan başarı ipini koparmış, 30 Büyükşehirde bir nevi küçük imparatorluklar kurulmuştu.  Çünkü Büyükşehir Belediyeleri öyle yetkilerle donatılmıştı ki, adeta küçük bir nevi devletçikler haline getirilmişti.

     Ancak olmadı, olamazdı çünkü özellikle Ankara, Konya, Adana, Diyarbakır, Antalya (vs) gibi Anadolu’nun yüzölçümü itibarı ile geniş kapsamlı illerin şehir merkezleri ile köyleri arasında uzun mesafeler vardı.  Ayrıca belediyeler köye hizmet götürme konusunda bilgisiz, yetersiz ve cahil kalmışlardı. Ne makine ve teçhizatları yeterliydi, ne de personeli ve teşkilatlanmaları...

          Kaldı ki belediyeler köylülerin-çiftçinin, hayvan yetiştiricilerinin işini kolaylaştırma yerine öyle zorluklarla karşı karşıya bıraktılar ki. anlatılamaz.

         Şu hususu bilmediler, bilemezlerdi; " Köy demek hürriyet demekti " Örneğin köy muhtarları ve ihtiyar heyetinin yetkilerini aldılar, muhtarların mühürlerini aldılar, köy odalarını -köy konaklarını aldılar, köy meralarını aldılar, köy tüzel kişiliğine ait bağ-bahçe, tarla ne varsa aldılar. Çeşmelerini alıp suyu paralı yaptılar, köyüne ev yapmak isteyenlerden önemli miktarlarda para almaya başladılar, köylerde hayvancılık yapmak zorlaştı. Tarım alanında önemli aksamalar oldu. Devlet çiftçiye ve hayvancılıkla uğraşanlara önemli destekler veriyordu ama ortada memnuniyet verici bir unsur bulunmuyordu. Çünkü zirai ihtiyaçların pahalılığı, ilaç, gübre ve zaruri ihtiyaçların fiyatlarının el yakması, mazotun ve işçi giderlerinin fazlalığı memnuniyetsizliklerin başında geliyordu.

     Öyle bir dönemden geçiliyordu ki, “ çiftçi toprağa toprak da çiftçiye küsmüştü. “

    Bir başka çekinge ise köylerin mahalle unvanı ile anılması oldu. Kanunun yürürlüğe girmesi ile birlikte köylüler kendilerini şehirli yerine koymaya başlayıp, üretimi küçümsemeye, eti, sütü, yumurtayı, yoğurdu, ekmeği bile çerçicilerden (seyyar satıcılardan ) veya şehirden almaya başladılar.

                                       ***

    TARIM VE HAYVANCILIKTA ithalat zirveye dayanmıştı. Moraller bozulmuş, kalpler kırılmış, herkes ümitsizliğe düşmüştü. Çünkü ithalat zirve yapmıştı. Bulgaristan’dan saman, Suriye başta olmak üzere hiçbir özelliği olmayan birçok ülkeden patates - soğan, denizaşırı ülkelerden canlı hayvan ve de birçok ülkeden et ithal edilmeye başlanmıştı.

     Böyle bir iktisadi ortam zuhur edince ümitler kırılmış, pahalılık doruk noktasına ulaşmış, soğan, patates, domates, biber, patlıcan, fasulye, hububat (vs) sebze fiyatları adeta iktisadi yönden piyasanın sarsılmasına neden olmuştu. Böyle hazin bir manzara ile karşılaşmayı beklemeyen vatandaş hayal kırıklığı yaşarken bunun nedenini araştırmaya başlamıştı.

           DAR GELİRLİLERİN VE ORTA HALLİLERİN DURUMLARI

      Eskiden ‘ orta direk ‘ denilen kesim, yani orta halliler ve dar gelirliler geçim sıkıntısı ile boğuşurken, iktidar ve Cumhurbaşkanının israf ve aşırı masraf yapma özentisi, koruma ordusu, lüks otomobillerin ve uçakların çokluğu, televizyonlarda her gün konuşması ve konuşurken sert ifadeler kullanması, tehditkar bir tutum sergilemesi; İçişleri Bakanı sayın Süleyman Soylu’nun trafik cezaları ile ilgili açıklamaları ve sürücüleri tedirgin eden demeçleri, * AK Parti milletvekillerinin varlığı ile yokluklarının belirsizliği, il ve ilçe teşkilatlarının şımarıklığı, halktan uzak bir sistemle haşır-neşir olmaları, menfaat şebekelerinin oluşumu, MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin akıllara durgunluk verecek söylemlerde bulunması ve benzeri onlarca-yüzlerce olumsuzluk kamuoyunda fevkalade bir rahatsızlık yarattı. Sonuçta kabahatin Başkanlık sisteminde olduğu hissiyatının varlığı ön plana çıktı.

           ETRAFIN ÖNEMİ VE REİSİN DURUMU

      Kanuni Sultan Süleyman’a aynı zamanda MUHTEŞEM SÜLEYMAN denirdi.  O’nu muhteşem kılan özelliklerinden birisi de etrafını iyi isimlerden oluşturmasıydı. Sokullulu Mehmet Paşa gibi bir vezir-ül âzam, Barbaros Hayrettin Paşa gibi bir Kaptan-ı Derya,  Mimar Sinan gibi bir Mimar başı… Fuzuli başta olmak üzere daha nice alimler ve şairler hep onun döneminde görev almışlardı. Etrafını böylesine müstesna bir kadro ile teçhiz eden Kanuni Sultan Süleyman’a elbette Muhteşem denilecekti.

   Millet olarak çoğunlukla biz de R.Tayyip Erdoğan’ı bir Kanuni, bir Özal benzetmesi ile yad etmeye başlamıştık. Türk dünyası ve İslam âlemi onun liderliğinde birlik ve dirliği sağlayacak, rahmetli Özal’ın ifadesi ile ABD’ye de, Avrupa’ya da kafa tutacaktık.

      ÖNEMLİ PROJELERE İMZA ATAN ERDOĞAN

     Yıllar öncesinden AK Parti’nin kuruluş günlerini, iktidar oluşunu, önemli hizmetlere imza atışını, sosyal olumsuzluklara çözüm yolu bulmasını, rahmetli Özal’ın yarım bıraktığı projeleri ve yapmayı planlayıp da (ömrü vefa etmediği için) yapamadığı projelerini nasıl hayata geçirdiğini hatırlıyorum.

    Hakk’ın ve halkın sevgilisi haline gelmiş, halkın içinde adeta yüzen, korkusuzca gezen, kem söz söylemeyen, bağırarak konuşmayan Erdoğan’ı hatırladım ve bir de son birkaç yıldaki yaşam kalitesindeki değişimi… 

                                                           ***  

    O’nun değişmesi ile birlikte ben de her nedense fikren değişmiştim.  R.Tayyip Erdoğan’a karşı saygımı korudum, hakkında kitaplar , makaleler yazdım. Küstüm ama hakaret içeren her hangi bir ifadede bulunmadım, ama sevgimden çok şey kaybettim. Durum böyle olunca uyarı mahiyetinde muhalif yazılar yazmaya başladım. Çünkü kötü gidişi ilk tespit eden ve bizzat yaşayan bir AK Partili, bir Gazeteci-Yazar olarak felakete doğru adım adım ilerlemekte olduğumuzu fark etmiştim. Bu gidiş hem siyaseten, hem iktisadi, hem de sosyal yönden adeta ilmek ilmek işleniyor gibiydi.

     Araştırmalarımı bu manada değerlendirirken hataların-kusurların bilcümle Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı sayın R.Tayyip Erdoğan’dan kaynaklanamayacağı hissiyatına kapıldım. Bir insan, hele Erdoğan gibi siyaset uzmanı ve hayatının büyük bir bölümünü halkla iç içe geçirmiş bir liderin, bir zamanlar halkın sevgilisinin, son yıllarda böylesine hatalara giriftar olmasını mantîken inandırıcı bulmuyorum.                                         

                                        ***

ALDATILIYORDU çünkü etrafında bulunan kara bulutlar yağmur yerine âfet doluları yağdırmaya başlamıştı. Yazmanlarının hazırladığı konuşma metinlerinde mizansen cümleler, halkı hoşgörüye sevkedecek söylemler yoktu. Tabii sayın Erdoğan asık suratı, kem sözleri sarfettikçe geriliyor, gerildikçe bağırıyor-kızıyor, azarlıyordu. O kızdıkça halkın sevgisi dilim dilim azalıyor ve hatta karşı bir kızgınlık haline geliyordu.

     Reis de anlamıştı işlerin kötüye gittiğini. İnancı ve yaşam standardı gereği sabır ve mutedil olma gayreti yerine sanki daha da kinleşircesine hal ve hareketlerinde bir kontrolsüzlük zuhur etmeye başladı.

                       DİN ADAMLARI VE DİNDARLARLA İLETİŞİMİ

    Bir taraftan da din ve dindarlarla, Diyanet mensupları, tarikat ehli ve inanan, inandığı gibi yaşayan kesimle daha fazla yakınlaşıp hem huzur bulma gayretine düştü hem de o camiayı siyasete alet ederek hata zincirine son bir halka daha ekledi.

      O’nun bu durumunu şekillendiren etrafındaki maneviyatları ile münezzeh ve naif insanlar ister istemez tasvip ediyor, kendilerine ve dinimize bir cumhurbaşkanının ilgi göstermesinden mutluluk duyuyorlardı.

      Aslına bakarsanız onlar haklıydı ama Erdoğan da haklıydı çünkü inanan kesimle birlikte olmak, onları yanında görmekten mutluluk duyuyordu. Hatta belki de bu gösterge ile daha fazla oy alabileceğini, inanmış kesimin toplumu etkileyeceğini düşünüyordu.

    Oysa hiç de öyle değildi. Kesin olarak söylemeliyim ki, fark edemediği çok önemli bir husus vardı… İnançlı ve hatta dindar Müslümanların bir bölümü  ( özellikle mutedil olanlar ) fevkalade rahatsızlık duymaya başladılar ve sonuçta karşı çıkış günden güne arttı, sonuç olarak cami cemaati arasında küskünler, partizanlar, cami ve cemaat ayrımı, hoca seçimi derken Müslümanlar arasında inanılmaz bir şekilde nifak tohumları yeşermeye başladı.

                            HEP Mİ ERDOĞAN HAKSIZDI ?

      ETRAF önemli demiştik ya, gerçekten bu olup bitenlerin tamamından sayın Cumhurbaşkanının sorumlu olduğu söylenemezdi. Zira yanıltanlar, akıldânelik yapanlar, bile bile özüne girmek için yağcılık yapanlar, bilgin ve kültürlü olduğu sanılan melun kafalılar hiç şüphe yok ki Erdoğan’ı etkiliyorlar, yanıltıyorlardı.  

     Bunun bariz örneği 31 Mart seçimleri ve sonrasında yani 23 Haziran İstanbul seçimlerinde görüldü. Çaldılar diyerek, hesapları yanlış vererek, çeşitli entrikalar uydurarak bu seçimlerin tekrarlanmasını isteyen bazı AK Parti kurmayları farkında olmadan veya siyaset kültürlerinin yetersizliği yüzünden seçimin tekrarını istediler. Bu yanlış yönlendirme hem AK Parti açısından hem de sayın Erdoğan açısından felaketin habercisi oldu ve ortaya bilinen hezeyan çıktı.

                                                 İSTANBUL SEÇİMLERİNİ KAYBETTİRENLER

     İstanbul seçimlerini CHP kazanmadı, AK Parti kazandırdı. Partinin yanlış stratejileri kazandırdı. İmamoğlu’nun mütevaziliği, hoşgörüsü karşısında Cumhur ittifakının yanlış politikaları kazandırdı. MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin fütursuz sarfettiği söylemler kaybettirdi.

     23 Haziran İstanbul seçimlerinde AK Partililerin % 4 veya 5 oranı, Ülkücülerin- MHP’lilerin % 50 oranı, HDP’lilerin büyük bir bölümü, Saadet Partililerin çoğunluğu İYİ Partililerin tamamı İmamoğlu’na oy verdiler. Ayrıca dindar kesimden Süleyman Efendi Cemaatinin büyük bir bölümü, zulüm gördüklerini iddia eden FET֒cülerin tabandaki aileleri, bazı vakıf ve dernekler, hapishanelerde ömür tüketen 215 bin tutuklunun aileleri. Söz verilip de yerine getirilmeyen kesimlerin intikamı, ekonomik dar boğaza düşen (en başta) dar gelirliler ve orta halliler, küçük esnaf-sanatkar oylarını İmamoğlu’na vererek TAVIR koyduklarını bu şekilde beyan etmiş oldular. 

AK PARTİ’YE KAYBETTİRENLERİN BAŞINDA MEDYA KURULUŞLARI GELDİ

      EN ÖNEMLİSİ, evet en önemlisi bazı televizyon ve gazetelerin -satın aldırtılıp- yandaş medya haline getirilmesi ve o medya kuruluşlarının her gün yalan yanlış haberlerle  iktidarı ve Erdoğan’ı pof poflamaları adeta büyük faciaya dönüşmüştü. Millet bu olup biten medya olayı karşısında şaşkına dönmüş iktidar yanlısı gazeteleri okumaktan, televizyonlarını izlemekten imtina eder hale gelmişti. Hele hele televizyonların tartışma programlarında iktidara yalakalık yapma yarışına giren, her yanlışlığı kapatma gayretinde bulunan proflar, tartışma programlarının akıldâne gibi görünen mezbelelikleri bir nevi kin, garez kusarak milletin gözüne baka baka yalan söylüyorlar, bu tutumlarını halkın farkına varmadığını sanıyorlardı.   Böyle durumların zuhur etmesi neticesinde millet Fox TV ve Halkçı TV gibi televizyonları izlemeye, Sözcü gazetesini ve birkaç küçük gazeteyi okumaya adeta mecbur bırakılmıştı.  Bu durum AK Parti’ye her bakımdan büyük darbe vurdu, fakat o günlerde de bu gün de bu taraflı yayın yapan gazete ve televizyonlar AK Parti’nin başına çok iş açacak ki bunun bilinmesinde yarar mülahaza ediyorum.

      LİDER PARTİSİNİ DÜŞTÜĞÜ YERDEN KALDIRACAKTIR

      Bu nedenle etraf diyor ve sayın Erdoğan’ın dikkatini çekiyorum…

      Sayın Erdoğan önemli bir liderdir. Dünya çapında eşine zor rastlanır bir hatiptir. Her şey bir tarafa iyi bir siyaset uzmanıdır.  Zeka ve kültür yönünden önemli bir kariyere ve karizmaya sahiptir. Böylesine çok özellikli bir liderin partisini (AK Parti'yi) yeniden derleyip toparlama yeteneğine sahip olmaması düşünülemez. Bu becerisini hayata geçirecek güce sahiptir.  Her türlü hünerini ortaya koyacağına ve partisini selamete kavuşturacağına inanıyorum. Mutlak surette yeni planlar oluşturacak, yine her kesimin özgüvenini kazanacak formüller bulacağına kesin gözü ile bakıyorum.

                                    ***

   Tabii şu gerçek unutulmamalıdır; hiç şüphe yok ki, teşkilatlarda bir şımarıklık almış başını gidiyordu. Bazı illerde-ilçelerde çoluk-çocuğun eline geçmişti başkanlıklar ve yönetim. Mesela Sayın Cumhurbaşkanı sigarayı yasaklamıştı ama başta Ankara olmak üzere il binalarının bazı katlarına sigara kokusundan girilmiyordu. İl Başkanlarında partinin ilk günlerinde görev almış il yöneticileri, il genel meclisi üyeleri, belediye meclisi üyeleri, mahalle temsilcileri, gurup başkanlığı, il bazında meclis başkanlığı yapmış kişilere randevu bile verilmiyordu. Bazıları AK Parti il teşkilatlarından alacaklarını istedikleri zaman adeta kovuluyor, alacaklarından ötürü mağdur ediliyordu. Bu günde bu hal ve ahvalin devam ettiği kanaatindeyim.

   Partinin kurucularının büyük bir çoğunluğu uzaklaştırılmış, hal hatırları bile sorulmaz olmuştu. Genel merkez yöneticilerinden memleket millet meseleleri ve parti sorunlarını aktarmak için randevu talep edenlere randevu bile verilmemeye başlandı. Vatandaşları bırakınız partinin kuruluşundan bu güne kadar çeşitli kademelerde görev almış AK Partililere genel merkez ve il teşkilatlarında randevu talep edenlerin görüşme talepleri samimi itibara alınmıyordu. Milletvekilleri itibarsızlaştırılmış, bazılarına vatandaş bir talep için gittiğinde “ Beni AK Parti milletvekili olarak görmüyorlar ki

    Uzun lafın kısası AK Parti öylesine olumsuzluklarla teçhiz olmuş, öylesine yara almıştı ki tedavisi bir hayli zorlaşmıştı. Bütün bu olumsuzluklar ve yaşananlardan sonra şu gerçek ortaya çıkmıştı ki, vatandaş;

 “ BİZ BU BAŞKANLIK SİSTEMİNİ BEĞENMEDİK VE BENİMSEMİYORUZ, PARLAMENTER SİSTEME ALIŞMIŞTIK VE O SİSTEMİ İSTİYORUZ  “ diyecek noktaya geldi.

      Evet 31 Mart seçimleri ve 23 Haziranda yapılan İstanbul seçimlerinin sonuçları net bir şekilde bunu gösteriyordu.

    Ancak şu gerçeği hepimizin kabul etmesi gerekir ki- yukarıda saydığım özellik ve güzelliklerle teçhiz olmuş bir Erdoğan- bu olumsuzlukların üstesinden gelecek çapta ve kapasitede bir devlet ve siyaset adamıdır, mutlaka bir çözüm yolu bulacaktır. Ancak şu gerçeği de kabul etmek durumundayız ki, sayın Ahmet Davutoğlu’nun parti kurması kesinleşti; sayın Ali Babacan da kurarsa AK Parti’de işler sarpa sarar. Kurulacak olan bu partiler iktidar olamazlar ama AK Parti’ye kaybettirirler. Bu durumda siyaset arenası içinden çıkılmaz bir hal alır.

                       AK PARTİ MHP YÜKÜNÜ SIRTINDAN ATMALIDIR

   Tabii şunu unutmamak lazım; Cumhur ittifakının AK Parti'ye zarar vermeye başladığı görülüyor. Bir tarafta sayın Erdoğan diğer tarafta MHP Genel Başkanı sayın Bahçeli sevimsiz ifadeler ve sert söylemlerle hem partilerine hem de ittifaka zarar vermeye başladılar. Zaten 31 Mart seçimlerinden sonra yaptıkları garabet ve inanılır olmayan ifadelerle bunu göstermişlerdir. Bahçeli "Biz bu seçimlerden % 18.8 ile karlı çıktık " derken hesabını neye göre yaptığı anlaşılamamıştır. Bu hesaba göre MHP  % 18,8 oy aldıysa AK Parti % 32 civarında oy almış demektir ki saçma bir hesap.

      MEHEP 7 İLDE AK PARTİ'NİN ELİNDEN BELEDİYE BAŞKANLIKLARINI ALDI

     MHP, bir önceki yerel seçimlerde il bazında 8 olan belediye başkanlığı sayısını 12'ye yükseltti. Cumhur İttifakı kapsamında, Mahalli İdareler Genel Seçimleri'nde 30'u büyükşehir olmak üzere 51 ilde ittifak yapılmıştı.   MHP, ittifak kapsamında Adana, Mersin ve Manisa büyükşehir belediyeleri ile Iğdır, Kars, Kırklareli ile Osmaniye'de aday gösterdi. MHP, bu yedi ilden Manisa Büyükşehir Belediyesi ile birlikte Osmaniye ve Iğdır'da seçimi kazandı. 

     MHP, Cumhur İttifakı kapsamında olmayan illerden de Erzincan, Karaman, Amasya, Çankırı, Kastamonu, Karabük, Bartın, Kütahya ve Bayburt'ta belediye başkanlıklarını kazandı. Böylece MHP, biri büyükşehir olmak üzere 12 ilde belediye başkanlıklarını aldı. 2014 yerel seçimlerinde 3'ü büyükşehir olmak üzere 8 ilde belediye başkanlığını kazanmıştı. MHP, bu seçimlerde Manisa, Osmaniye, Bartın ve Karabük'te belediye başkanlıklarını yeniden kazanırken, Kars, Adana, Mersin ve Isparta'da kaybetti. Bu son alışverişler çerçevesinde bir değerlendirme yapacak olursak MHP, AK Parti’nin elinde olan 7 il belediye başkanlığını almış oldu.  Oysa bir genel seçimde MHP Cumhur ittifakına katılmadığı an barajı aşması hiç de kolay olmaz.

       ERDOĞAN ŞİMDİ BU HALK HAREKETİNE KARŞI NASIL BİR STRATEJİ İLE MUKABELE EDECEK ?

      Tabii hiç de kolay değil. Her kafadan bir ses gelir aynen bende olduğu gibi. Gerçi yapının temelindeki yıkık-dökükler çabuk tamir edilir ama geriye kalan çatıya kadar olan kısmın tanzimi nasıl yapılacak?..

     Tepeden tırnağa bir değişim olmayacağına göre şimdilik yüzeysel gibi görünse de ( formül olarak ) şu koşullarda bir çözüm yolu bulunabileceğini düşünüyorum. Buna göre;

A- Başkanlık sisteminden vazgeçilmese bile, Cumhurbaşkanlığı ile Partili Cumhurbaşkanlığı arasında bir mukayese yapılmalı, Cumhurbaşkanı aynı zamanda partisinin genel başkanı olmamalı. 

B- Mutlaka TÜRKİYE İTTİFAKININ HAYATA GEÇİRİLME YOLLARI ARANMALI

 

   1- Öncelikle sayın Cumhurbaşkanı AK Parti Genel Başkanlığından vazgeçmeli,

    2- Genel Başkan olarak kalmaya devam edecekse ' kendini yenilemeli.,  azarlar gibi, bağırarak konuşmaktan vazgeçmeli. Her gün konuşmamalı.  Mümkün olduğu kadar partisini ilgilendiren konularda genel başkan yardımcıları ve parti sözcüsü konuşmalı.Hükümeti ilgilendiren konularda ise daha ziyade bakanlar ve hükümet sözcüsü konuşmalı.

    3- Parti sözcüsü sayın Ömer Çelik'i hemen değiştirilmeli çünkü güler yüzlü değil, mimikleri ile halkı etkileyemiyor, ses tonu , telaffuzu ve söylemleri şık değil. Eski hükümet sözcüsü Bekir Bozdağ da öyleydi, şimdiki de öyle,  Mahir Öner de aynı özellikleri taşıyordu.

    4- Büyükşehir seçimlerini kaybeden 11 büyük ilin AK Parti teşkilatları görevden alınmalı.

    5- İsraftan ve aşırı masraftan kaçınılmalı

    6- Koruma konvoyu ve araçlarında kısıtlamaya gidilmeli.

   7- Cumhurbaşkanlığı bünyesindeki uçaklar bir veya ikiye indirilmeli.

   8- Kırsal alanda yaşayanların işleri kolaylaştırılmalı ve her bakımdan desteklenmeli.

   9-Hemen ve çok acele Büyükşehir Belediye Yasası değiştirilmeli.

   10- Tarım, Hayvancılık ve Üretim seferberliği ilan edilmeli. Hayvancılık yapan köylüler için (Hollanda'da olduğu gibi ) hayvanlara devlet tarafından özel otlakiyeler tahsis edilmeli.

    11- Köyüne dönmek isteyenlere veya köyde yaşayanlara kolaylıklar sağlanmalı, Özellikle ev yapmak isteyenlere faizsiz kredi verilmeli, köyde ev yapmak isteyenlerden para alınmamalı, üdetim yapan köylü ve çiftçilere her türlü kolaylık sağlanmalı.

   12- Orman arazileri orman köylerine tahsis edilmeli, ormanlar şartlı olarak orman köylülerine verilmeli.

    13- Teşkilatlarda görev alan AK Partililer toplantılarını kendi kendilerine yapmayıp zaman zaman halk kitleleri ile özel buluşma günleri tertip etmeli.

    14-  Eski milletvekillerini, eski belediye başkanlarını, il genel meclisi ve belediye meclisi üyeliği yapmış, il ve ilçelerde görev almış parti mensupları ile acilen diyalog kurmalı ve yeni bir hareket, yeni bir heyecanla yola devam edilmeli.

     Memleket ve milletimize yıllarca hizmet vermiş bir ulu çınarın (AK Parti'nin) yeniden şahlanması ve "düştüğü yerden ayağa kalkması " en önemli temennimdir.

     Bu yazı ham olarak yayınlandı. Hata ve kusurlarımızdan dolayı özür dilerim.   Bazı düzenlemeler ve tashihi yapılacak.     

 

                                                                                                                          Mehmet Akyol

Bu Yazıyla İlgili Yorumunuz ?

Okuyucu Yorumları
HIZLI ARAMA

ENÇOK OKUNANLAR
GAZETE İLK SAYFALAR
HAVA DURUMU


ANKARA

NAMAZ VAKİTLERİ

ANKET

Oy Kullan      Anket Sonuçları