GENEL HABERLER

AYAKKABININ ZARARLISI ARKADAN VURANIDIR
.
     Bu ülkede sahnelenen oyun dünyanın başka hiçbir ülkesinde sahnelenmeyecek kadar ihanet dolu bir oyundur. Bu oyunlara aldanan ve bunu masum gibi gören aldatılmış koyunlara da şunu söylemek istiyorum: "Bu ülke elden çıkarsa ne siz ne de biz başka bir ülkede yaşayamayız!" 
Ayakkabının haini, arkadan vuranıdır.
      İnsanın haini de öyle!
      Bir hain, elinde tabancası ile ateş açıyor kendisine arkası dönük olan Rus Büyükelçisi Karlov'a. Putin'in bu bölgedeki aklı olan Karlov'a. Ve tam 11 el sıkıyor utanmadan. Kahramanmış gibi dönüp dolaşıyor orada, haykırıyor. Ülkesine sıkıyor bu mermileri, insanına... Canı cehennem olsun bu hainin. Her kim ki ülkesine bilerek zarar veriyorsa ve bunu marifetmiş gibi de ifade ediyorsa ölüm bile azdır ona. Gayya kuyularının en derini ebedi mekândır ona, cehennemlerin en narı ezeli kabirdir ona. Hakkımız haram olsun ona.
     Bu nasıl bir inanmışlıktır? Nasıl bir ikna edilmişliktir? Nasıl bir gözü başka bir şey görmezliktir? Bu, anne babayı silmektir, hakkı bilmemektir, vatanı satmaktır, dine ihanet etmektir.
Rus Büyükelçisi Karlov, alçakça bir saldırı ile katledilirken aklıma Hasan Sabah ve onun  emirlerini kutsal bir görev bilip sorgulamadan yerine getiren fedaileri aklıma geldi. Hassan  SABAH, fedailerine cennet vadedip  Alamut'ta dünyevi her zevkin tadına varmaları için ortam yaratırken fedaileri de kendilerine tevdi edilen listelerdeki devlet adamlarına suikast düzenliyorlardı. Beyin yıkama derseniz on numara... Eğitim sistemi derseniz beş yıldız... Fedailerine "Öl!"diyor onlar da gözlerini kırpmadan ölüyorlar. Fedailerine "Vur!" diyor onlar da itirazsız vuruyorlar "öf"  bile demiyorlar bunları yaparken. Malını mülkünü sat ve hizmete teslim et diyorlar onlar da itirazsız söylenileni yapıyor. Biz ise kendi çocuğumuza dahi sözümüzü geçiremiyoruz, öğrencilerimize iyiyi, güzeli ve doğruyu aşılayamıyoruz. En basitinden "Çocuklar ders çalışın." bile diyemiyoruz ve bunu uygulamada etkili olamıyoruz. Terör örgütleri ise bunların canını dahi alsa hiçbirinin itirazı bile olmuyor.
Aklıma o kadar çok soru geliyor ki? Onlar bu denli başarılı oluyorken bizler neden başarılı olamıyoruz? Onlar bu kadar kusursuz işlerken, bizler neden bozuk işliyoruz? Onlar terör başlarına kayıtsız şartsız itaat ederken, bizler bizi yaratana neden teslim olamıyoruz? Bu işte bir yanlışlık var, bizim açımızdan baktığımızda. Canlı bomba oluyor bakıyorsunuz bazıları. Canları paramparça oluyor ama bundan vazgeçmeyi asla düşünmüyor hiçbirisi. İlla ki kendisini paramparça edecek ve başkasının canını da beraberinde götürecek! "Öl" dediler mi ölüyor, "ol" dediler mi oluyor, "dol" dediler mi doluyor, "böl" dediler mi "bölüyor" bu neyin dölüdür böyle? "Tuzak kur" dediler mi kuruyor, "fişle" dediler mi fişliyor, "sat" dediler mi satıyor, "al" dediler mi alıyor, "git" dediler mi dünyanın en mahrum ve uzak yerine gidiyorlar. Bir sarmaşık gibi ülkenin en hassas damarlarına kadar dolanmış... Bir ahtapot gibi kollarıyla ülkenin imiğini sıkıyor. Ve bu kirli elin de sahibi var. Ve bu kirli el, dünyanın jandarması olup kendisindeki adaletsizliklere kör olmuş, dünyadakilere ise mikroskopla bakar olmuş. Bu adi el, dünyanın  ahlak zabıtası kesilmiş, kendisindeki ahlaksızlıklara düğün dernek olurken, dünyadakilere de ölüm defin oluyor. Görseniz diyeceksiniz sütten çıkmış ak kaşık...
 
Karlov'a yapılan saldırının hiçbir ahlaki yönü yok. Arkadan 11 el sıkıyorsun adama. Eşinin yanında, savunmasız bir haldeyken ve size arkasını dönmüşken! Korumanız gereken bir insanı vuruyorsunuz ve bunu marifetmiş gibi haykırarak başka şeylere bağlıyorsunuz. Ülkenizi savaşa götürecek bir saldırının müsebbibi oluyorsunuz. Bu ne ihanettir, ne düşmanlıktır insanınıza, ülkenize, inancınıza! Kahrolsun davanıza da hizmetinize de! Devletin sana vermiş olduğu kimlikle ve ruhsatla devletini satıyorsun! Olacak iş değil, akıl alacak yöntem değil. Helal edilecek bir hak değil.
Dikkat çekiyorum ve ikaz ediyorum: Burnumuzun dibine kadar girebiliyorlarsa ve hiçbir şeyden çekinmeden ki ülkeyi savaşa sürükleyebilecek olaylara imza atmaktan çekinmeyecek kadar gözleri kararabiliyorsa bu kriptocu hainlerin o zaman bizlerin de gözlerini dört açıp öyle hareket etmesi gerekecek. Her kademedeki yöneticilerin, idarecilerin, müdürlerin, amirlerin ama herkesin hiçbir ihmale gelmeyecek şekilde hareket etmesi, uyanık olmaları ve dik durmaları gerekiyor.
Hasan SABAH, yalçın bir dağın tepesindeki bir adam... Kartal yuvası bir kalede otururmuş, Alamut Kalesi'nde. Krallıkları deviren, adalet dağıtan, dehşet saçan bir adam... O zamanın Selçuklu Sultanı, bu Hasan Sabah'ın peşine kelle avcılarını göndermiş, onun kellesini istemiş. Gel zaman git zaman Hasan Sabah'ın elçisi Sultan'a gitmiş, saraya. Elçi gelmiş, demiş ki: "Sultana bir lafımız olacak?" Sultan: "Buyur söyle?" demiş.  Elçi bakmış şöyle, demiş ki: "Bu kalabalık olmaz?"  Sultan kalabalığı göndermiş. Elçi demiş ki: "Bu korumalar da gitsin lafım sana?" Sultan iyice merak etmiş korumaları da göndermiş. O zaman elçi, sultanın yanındaki iki kölemen korumaya bakmış. Demiş ki: "Onları da gönder." Sultan demiş ki: "Onları göndermem, onlar benim oğullarım, en çok onlara güvenirim. Biz üçümüz bir kişiyiz?" demiş. "Hadi söyle yahut ta git." O zaman elçi o iki kölemen korumaya dönmüş ve demiş ki: "Size kılıçlarınız çekin ve hükümdara kıyın desem ne yaparsınız?"  İki adam tereddüt bile etmemiş: "Emrin olur?" demiş.  Bunun üzerine elçi arkasına bile bakmadan çekip gitmiş. Ertesi gün Sultan, Hasan Sabah'ın peşine gönderdiği kelle avcılarını geri çağırmış.
Yorum yapmıyorum daha. Alınması gereken tedbir neyse alınmalıdır ve bu konuda asla taviz verilmemelidir diye yazımı bitiriyorum.
 
KAPTAN
 
Bu Yazıyla İlgili Yorumunuz ?

Okuyucu Yorumları
Diğer Yazıları
HIZLI ARAMA

ENÇOK OKUNANLAR
GAZETE İLK SAYFALAR
HAVA DURUMU


ANKARA

NAMAZ VAKİTLERİ

ANKET

Oy Kullan      Anket Sonuçları