ANKARA SUYU TAŞIRMAYAN GÜL YAPRAĞIDIR
.

     Ankara suyu taşırmayan gül yaprağıdır bizler de.  Güle dokunamasak bile o gülün kokusu bizleri de sarmakta. Gül tutan el, elbet gül kokar, biliyoruz. Bahçedeki en güzel gülü yetiştirebilmek için bin tane dikene su verir bahçıvan. Su Kasidesi'nde anlatır bunu Fuzuli.  Gül olanlardanız, dikenlerden değiliz. Bunu da çok iyi biliyoruz ve Anadolu'nun aziz şehrinde, Elazığ'da, bizler de naçizane gül yetiştiriyoruz. Ankara'daki gülün kokusu Elazığ'a ulaştı, Elazığ'ın gül kokusu da Ankara'ya ulaşmalıdır.Bu satırları sizlere sunulmuş birer gül fidanı olarak görün lütfen. Ve ülkemizi Batı'dan Doğu'ya,  Kuzey'den Güney'e güllerle donatmaya adamışız kendimizi.

            Bizler sizlerin uzatmış olduğu eli sımsıkı tutanlarız. En güzel Türkçeyle yazıyoruz ve en güzel Türkçeyle konuşuyoruz. Mevlana'ya sormuşlar, O kadar okursun, o kadar yazarsın, ne bilirsin? Mevlana şu cevabı vermiş, Haddimi bilirim. Bizler de haddini bilenlerdeniz, kelime dağarcığımızı, dilimizi, duygu ve düşüncemizi... Kaç kalibrelik söz dizimine sahip olduğumuzu, yazın hayatının neresinde bulunduğumuzu, kaç oktavlık sese malik olduğumuzu... Sizlerden de üstat bildiğimiz, hürmet gösterdiğimiz, saygı duyduğumuz onlarca kalem erbabı var. Hepsi de eminim en kral ödüle layıktır. Bizler öyle görüyoruz sizleri ve kaleminize saygı duyuyoruz. Marifetin iltifata tabi olduğunun idrakindeyiz.

            Hz. Mevlâna buyurdu ki: Biz pergel gibiyiz. Sabit ayağımız şeriatta, öteki ayağımızla yetmiş iki milleti dolaşmaktayız. Ankara da bu ülkenin sabit ayağıdır Mevlana'nın pergel metaforundaki gibi. Bu ülkenin merkezi ve merkez üssü... Ve bu pergelin diğer iğnesi dolaşır yurdun dört bir yanını: Elazığ'ı, Kayseri'yi, Hakkari'yi... Ufacık bir başarı dahi yüzlerde gülümsemelere vesile olur, baharı getirir, çiçekleri açtırır. Ankara'da doğan güneş Elazığ'ı aydınlatır, ısıtır. Ne güzel yüreklerdir bunu görebilen ve buna değer biçebilen... Hak eden elbet ziyadesiyle vardır Ankara'da da, bunda zerre şüphe yoktur. Ama Ankara'dan Doğu'ya uzatılan bu el de önemlidir. Ülkeyi sarıp sarmalamaya uzatılan el... Bizler o eli tutanlarız. Bizleri elsiz bırakma Allah'ım.

            Ve bizler mahcup olanlarız. Sizler bu mahcubiyeti alacak olanlarsınız. Bizler misafir olanlarız sizler mihmandar olacaklarsınız bugün. Alkış sizedir, övgü...Asıl ödül olgunluğunuzadır, kalbin başkenti oluşunuzadır. Etle tırnağız, ayrılamayız, kopamayız. Aynı bedenin farklı uzuvlarıyız. Ankara kalp ise Elazığ o kalbe kan taşıyan damardır. Diyarbakır ona hava pompalayan ciğerdir. Ama biliriz ki her şey kalbe ulaşmak içindir, gayemiz budur. Kalbi sağlam tutmak ve onu yaşatmak...

            Uzakdoğu'da bir Budist tapınağı.... Bu tapınak bilgeliğin gizlerini aramak için gelenleri kabul ediyordu. Burada geçerli olan incelik, anlatmak istediklerini konuşmadan açıklayabilmekti. Bir gün tapınağın kapısına bir yabancı geldi. Yabancı kapıda öylece durdu ve bekledi. Burada sezgisel buluşmaya inanılıyordu, o yüzden kapıda herhangi bir tokmak, çan veya zil yoktu. Bir süre sonra kapı açıldı, içerideki Budist, kapıda duran yabancıya baktı. Bir selamlaşmadan sonra sözsüz konuşmaları başladı. Gelen yabancı, tapınağa girmek ve burada kalmak istiyordu. Budist bir süre kayboldu, sonra elinde ağzına kadar suyla dolu bir kapla döndü ve bu kabı yabancıya uzattı. Bu, yeni bir arayıcıyı kabul edemeyecek kadar doluyuz demekti. Yabancı tapınağın bahçesine döndü, aldığı bir gül yaprağını kabın içindeki suyun üstüne bıraktı. Gül yaprağı suyun üstünde yüzüyordu ve su taşmamıştı. İçerideki Budist saygıyla eğildi ve kapıyı açarak yabancıyı içeriye aldı. Çünkü o tapınakta suyu taşırmayan bir gül yaprağına her zaman yer vardı.

            Ankara suyu taşırmayan gül yaprağıdır bizlerde. Ve bizler de Ankara'da suyu taşırmayan gül yapraklarıyız. Naçizane beni bu ödüle layık gören Üstadım Sayın Mehmet AKYOL ve  onun şahsında emeği geçen herkese özellikle de Başkent Ankara’nın ve Anadolu’nun en dinamik Sivil Toplum Kuruluşu “ BAŞKON “  ailesine kalbi teşekkürlerimi sunuyorum. Kendi ilçemizden, şehrimizden değil de Türkiye'nin kalbinden gelen bu ödül çok anlamlıdır.

     Bu bir adımdır bizler için, inşallah bundan sonrası için de kalemimizle hem ilçemiz, hem şehrimiz, hem de ülkemiz için hayırla yazmaya devam ederiz. Çıkacak olan kitaplarımızla inşallah bu yoldaki seferimiz, hakkımızda daha iyi şeylere vesile olacaktır. Gören gözlere, kıymet bilen yüreklere, yazılarımızı okuyan, yorumlayan ve hesapsız bizleri seven koruyan büyüklerimize teşekkür ediyorum. Asıl makamın yürekler olduğunu en iyi bilenlerden biri olarak hiçbir kimsenin ve hiçbir gücün kayıtsız şartsız kulu olarak hareket etmediğimi bilmenizi isterim. Bizi sadece biz olduğumuz seven herkese saygımızın sonsuz olduğunu, yüzümüze karşı yapılan her türlü eleştiriye de açık olduğumuzu sadece arkada çevrilen oyunlara tavrımızın olduğunu, kaygan zeminden oluşan dünya makamlarını elimizle bir kenara ittiğimizi ve yürümemiz gereken yolun bu yol olduğunun bilinmesini isteriz. Hakkımızda ve hakkınızda en hayırlısı neyse o olsun. Rabbim bu yolculukta hepimize kolaylıklar versin.

            Yazmanın çok da kolay olmadığını biliyorum. Ve yazan her insanın fark yarattığını da! Ve kendimi de henüz hakkıyla yazan biri olarak görmediğimi de hasetten bilmenizi isterim. Bizim göremediğimizi bizde görenlere de teşekkür ediyorum.

            Teşekkürler BAŞKON ailesi;
            Teşekkürler Kırmızı Türk Ajansı...

            Gürhan GÜRSES

Bu Yazıyla İlgili Yorumunuz ?

Okuyucu Yorumları
Diğer Yazıları
HIZLI ARAMA

ENÇOK OKUNANLAR
GAZETE İLK SAYFALAR
HAVA DURUMU


ANKARA

NAMAZ VAKİTLERİ

ANKET

Oy Kullan      Anket Sonuçları