GENEL HABERLER

ALUÇDAĞI FESTİVALİNE SAĞCI GAZETECİSİN DİYE BENİ SOKMAK İSTEMEMİŞLERDİ
.

        Eski zamanlarda bazıları özellikle de sağ kesimin siyasetçileri Çamlıdere için “ Küçük Moskova “ derlerdi, çünkü o zamanlar seçimlerde belediye başkanlığını hep CHP'liler kazanırdı. Hatırladığım kadarıyla rahmetli Mustafa Yeşil milletvekilliği yapmış daha sonra da arka arkaya yıllarca belediye başkanı seçilmişti. Yine aynı ideolojiyi paylaşan rahmetli Abdurrahman Oğultürk de önce İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü yapmış arkasından da siyasete atılarak CHP'den milletvekili seçilmişti. Her ne kadar belediye başkanlığını CHP'liler kazansa da, Abdurrahman Oğultürk gibi bir Çamlıdereli CHP'den aday olup kazansa da, - benim için - Çamlıdere'ye espri olarak da söylenmiş olsa " Küçük Moskova " denilmesi hiç hoş bir mizah değildi. Çünkü orası her şeyden önce Merhum Şeyh Ali Semerkandi Hazretleri'nin memleketiydi, o solculukla itham edilen Çamlıdereliler de o mübarek insanların torunlarıydı.

    Ancak kültürün zirve yaptığı, insanlar arasında sıkı diyaloğun gerçekleştiği, birlik-beraberliğin en iyi şekilde tesis edildiği, hoşgörünün kaim olduğu bir ortamın varlığı söz konusuydu. O günlerin kültür aktiviteleri, bazı organizasyonlar sayesinde dillere destan olmuştu Çamlıdere.

    Mesela Aluç Dağı festivali yapılırdı ki Kırkpınar’a eş değerdi. Türkiye’nin en ünlü pehlivanları gelir kozlarını burada paylaşır, Kırkpınar’ın rövanşını almak isteyen Anadolu yiğitleri burada kozlarını paylaşırlardı.

    Program iki gün iki gece sürerdi. Geceler sinsin oynanır, folklor gösterileri olurdu, çeşitli eğlenceler yapılırdı. Programın yoğun olduğu son gün sabahtan öğlene kadar şarkılar, türküler söylenir, folklor gösterileri ile başka bir renk cümbüşüne bürünürdü ortam. Bir de ağaların kapışması söz konusuydu ki heyecanın doruk noktasına ulaşıldığı o anların bile günlerce dilden dile dedikodusu yapılırdı.             

              Festivale katılanlar o çayırdan ayrılmak istemezlerdi. Tadı damaklarında kalırdı yaşanan olayların. Köy odalarında, mahalle kahvehanelerinde günler, aylarca lafı edilirdi Anadolu 'dan gelen yiğit pehlivanların kapışmalarının. Daha ziyade çevreden gelen gençler pırpırları ile çıktıkları er meydanında kıspet giyecekleri günlerin hayallerini kurarlardı. Çamlıdere, Kızılcahamam, Gerede ve Ankara’nın diğer ilçelerden gelen pehlivanlar bir başka alkışlandığında cazgır tarafından hemen uyarılırdı. Ancak yine de hemşerilik ağır basar ve bu ayrımcılıklarını yapmaktan geri kalmazlardı.

      MİLLİYETÇİ DİYE BENİ O FESTİVALLERE ALMAK İSTEMEDİLER

    İşte o festivallerin yapıldığı yıllar ben yeni yetme bir gazeteciydim. Elimde fotoğraf makinası hiç durmadan haber kovalardım ama güncel konular üzerinde yorumlar yapmayı da ihmal etmezdim. Meğer benim bu halim ve çalışma ahvalim o zamanın Çamlıdereli gençlerin dikkatinden kaçmamış ve beni faşist bir gazeteci olarak nitelendirmişlerdi ki beni festival alanına almak istemediler

                               Hadise şöyle oldu: Çamlıdere’nin Yayla mahallesini geçip bir dağ aştıktan sonra ünlü Aluç dağı güreşlerinin yapıldığı meydana girişte bilet satılırdı. Yani her gelen vatandaş bir bedel öderdi. Ben de kontrol kapısına gelince birlikte geldiğimiz arkadaşlarım biletlerini alırken basın kartımı gösterdim.. “ Olmaz sen giremezsin “ dediler. Şaşırdım kaldım !..

    “ Neden, basın kartı sahibi olan gazetecilere giriş serbest değil mi ? “ diye sorduğumda, " tamam gazetecilere serbest ama sana yasak “ dediler. Nedenini sorduğumda da “ Senin gibi faşist gazetecilerin burada yeri yok “ dediler. “ Arkadaşlar ben milliyetçi bir adamım, hatta biraz daha ileri gideyim yöre milliyetçisiyim. Bu bölgenin çocuğuyum, bu bölgede benim gibi kaç gazeteci çıktı, hele iyi düşünün bir yanlışlık olmasın; ha isterseniz bilet alıp gireyim “ dediysem de Nuh deyip Peygamber demediler ve beni içeri almadılar.

    İster istemez arabadan indim, uzak bir mesafeden ağaçların arasından geçerken burada da festival sınır güvenlik güçleri yakaladı. Ancak onlara gazeteci olduğumu söyleyip basın kartımı gösterince bıraktılar.   Her şey bitmiş değildi. Bir de ana giriş kapısında bilet kontrol vardı, oradan da geçtikten sonra sahanın önce bir kenarında planlarımı yaptım daha sonra da sahadaki yerimi alıp görevime başladım. Bir taraftan not alıyordum, diğer taraftan fotoğraf çekiyordum ki görevli gençler hemen etrafımı sarıp “ çık dışarı “ dediler.

    Dış giriş kapısındaki bilet satanlar beni tanımışlardı tamam da peki bu orta sahada görevli gençler nereden tanıyorlardı?...Birisi talimat vermiş olabilir diye düşündüm, daha sonra da önceden kararlaştırılmış bir durum olduğu kanaatına vardım.

     Sahadan çıkmayıp direnç gösterdim. Hepsine karşı koymaya ve çatışmaya girmeye karar verdim bir anda. O esnada başka görevliler gelince etrafımda kalabalık oluşmuştu. Bu durum ehlikeyf adamların, siyaset adamlarının ve devlet erkanının yer aldığı protokol masasının dikkatini çekmiş olacak ki, oradan sesler yükselmeye başladı. Ben de oraya doğru yöneldim ve protokol divanının önüne vardım. Genç görevliler ile diğer saha görevlileri de arkamdan gelmişlerdi. Meseleye vakıf olan ve beni tanıyan rahmetli Abdurrahman Oğultürk’ün ayağa kalkmış vaziyette elini kolunu sallayarak “ Ulan utanmazlar, ulan..... lar, defolun, rahat bırakın misafirimizi-gazeteci hemşerimizi “ deyince herkes şok oldu. Ben de şaşırmıştım. Protokol divanına beni davet eden rahmetli Abdurrahman Oğultürk yanındaki diğer protokol adamlarını aralayıp yanına sıkıştırdı ve şöyle dedi: “ Kusura bakma hemşerim, bunlar henüz oluşmamışlar, ham meyve gibiler henüz; ideolojiyi safsatalık olarak görüyorlar galiba. Sen bizim yöremiz insanısın ve gazetecisin. Onların adına ben sizden özür dilerim “ dedi.

     Rahmetli Çamlıdere’de İlçe milli Eğitim Müdürlüğü yapmaya başladığı günden itibaren bir Çamlıdere sevdasına kapılmıştı. Daha sonra milletvekili oldu. Yöreyi bir bütün olarak görmek, Kızılcahamam-Çamlıdere Milliyetçiliğini her yere nakşetmek istiyordu. Rahmetli Mustafa Yeşil ise eski bir belediye başkanıydı ama aynı zamanda milletvekilliği yapmıştı. Ben sağ düşünceli, onlar sol patentli olmalarına rağmen onların hiçbir zaman bana karşı bir tavır takındıklarını görmedim. Defalarca aynı masayı paylaştık. Onlar solculuklarından ben milliyetçi ve mukaddesatçılığımdan asla taviz vermedik. Hep hoşgörü hakimdi. Fikir başka dostluk ve insanlık başka düşüncesi ile hareket ederdik. Hatta rahmetli Abdurrahman Oğultürk benim gazetemin ve matbaamın kapanması söz konusu olduğunda müdahale etti ve kapattırmadı. Çok yardımlarını gördüm ondan da Mustafa Yeşilden de Allah razı olsun.

    Evet o zamanlar espri olsun diye “ Küçük Moskova “ denilen Çamlıdere’nin solcu gençlerinden bir siyaset adamı, bir düşünür, bir hizmet adamı ve bir âkil adam beni kurtarıp görevimi îfa etmeme yardımcı olmuştu. Ne kadar enteresandır ki o gençlerle bilahareki gün ve yıllarda arkadaş-dost olduk. Bu samimiyetimiz de devam edip gidiyor Allah'a şükür. Ne ben milliyetçiliğimden-Mukaddesatçılığımdan taviz verdim ne de onlar yol güzergahlarından dönüş yaptılar.

    İşte büyüklük buydu. Milliyetçilik buydu. Rahmetli Abdurrahman Oğultürk böylesine bir milliyetçi ve böyle bir solcuydu. Etrafını oluşturan eşraf ve yakınları da ondan farksızdı. Onlar Komünist olsa kaç yazardı?... Çamlıdere’den Komünist mi çıkardı!... Çamlıdere'ye espri olarak " Küçük Moskova " denilmesi ne kaybettirirdi ki !.. Çamlıdere’nin komünistinden ne olacaktı ki…Mayası sağlamdır Çamlıdereli'nin. Şeyh Ali Semerkandi gibi bir ulu insan o topraklarda hükümran olmuş, bu yöreden nice alimler, nice saygı değer insanlar yetişmiş ve halen de her biri birbirinden saygı değer insanlar vardır. Çamlıdere insanı o zamanlar yöresel manada milliyetçi ve vatanperver insanlardı. Aslında şimdi de öyle. Ancak eskiden bölgesel milliyetçilik zaman içinde o kadar gelişmişti ki solculuk-sağcılık solda sıfır kalmıştı. Abdurrahman Oğultürk zamanında Kızılcahamam-Çamlıdere yöresi insanı bir bütün olarak anılmaya başlanmış, birlik-beraberlik ciddi manada sağlanmıştı. Hatta rahmetli Oğultürk zamanında Ankara hemşericiliği doruk noktasına ulaşmıştı. Bu nedenledir ki Ankaralılar ( Özellikle Ankara Kulübü Yöneticileri ) O'nu daima rahmetle yad ederler.

    Merhum Abdurrahman Oğultürk kısa bir aradan sonra şu cümleleri ifade ederek benim gönlüme biraz daha su serptiği gibi ona karşı olan saygımın zirve yapmasına neden olmuştu: " Mehmet Bey, sen zaman zaman benim şahsımla ilgili olarak bile eleştiri yazılar yazdın. Haklıydın veya haksızdın orası başka; ancak o görüş sana aitti ve senin o ılımlı eleştirilerinden ben yararlanıyordum; inşaallah bundan böyle de aynı düşünce yapısı içinde fikirlerinden-yazılarından yararlanırız . "

( Rahmetli Hakk'ın rahmetine kavuşuncaya kadar ( Ruhunu Allah'a teslim edinceye kadar ) hep birbirimizi sevdik saydık. Ben o zamanlar ANAP saflarında derin poltika yapıyordum o ise CHP saflarında.. Buna rağmen hiç birbirimizi kırkmadık, kem söz söylemedik. Bu konuda yüzlerce insan vardır şahitlik yapacak. )

 ALUÇDAĞI FESTİVALİNE ÖYLE BÜYÜK KATKI SAĞLADIM Kİ, BEN OLMASAM

                                O SENE FESTİVAL YAPILAMAYACAKTI

                               Yusuf İset Belediye Başkanı idi. Aluçdağı Festivali yapmak arzusundaydı. Ancak imkanları el vermiyordu. Bana geldi ve halini anlattı. Ben de her türlü yardımı yapabileceğimi söyledim. “ Mehmet Bey pehlivanlar gelir-getirilir bir şekilde, ancak sanatçıların gelmeleri büyük paralar gerektirir, biz de bunun altından kalkamayız” dedi. Ben de ona, “ Sen merak etme sanatçılar meselesini de hallederiz “ dedim.

   Nitekim çalışmalara başladık, hazırlıklar tamamlanmıştı. Gerçekten de iş sanatçıların gelmesine kalmıştı. Allah rahmet etsin halamın oğlu Ali Atakul’a durumu aktardım, o da “ ağbi nasıl istersen öyle olur, istediğin kadar sanatçı arkadaşı oraya getiririz “ dedi. Ali Atakul o zamanlar TRT’de prodüktördü. Halamın oğluydu ve beraber büyümüştük rahmetli ile. Bu hak ettiği görevi ona vermiyorlardı. Hemen devreye girdim ve prodüktör olma hakkını aldık. Çok önemli programlar yapıyordu. Mesela 24.Saat başta olmak üzere en çok izlenen programlara imzasını atıyordu.

    Çamlıdere-Aluçdağı Festivalinin günü gelip çatmıştı. Programın büyük bir bölümünde ben hazır bulunmuştum. Rahmetli Ali Atakul 2 Türk Sanat Müziği sanatçısı, 2 de Halk müziği sanatçısı getirdi. Hem de saz heyeti ile birlikte gelmişlerdi. Ne saz heyetine ne de kendilerine beş kuruş para vermedik. Daha önemlisi de; sanatçılar sahne alınca halkı şöyle selamlıyorlardı: “ Biz buraya sayın Mehmet Akyol’un misafiri olarak geldik, huzurlarınızda kendisini saygı ile selamlıyor um. İnanılması zor bir tabloydu, ama gerçekti. İsteyen Merhum Ali Atakul’un eşi Birsen Hanım’dan ( o da Çamlıderelidir ) ve o zamanın belediye başkanı sayın Yusuf İset’ten öğrenebilirler, isteyene telefonlarını verebilirim.

 Şimdilerde bazı trollerin halini ve edepsizliklerini düşünüyorum da doğrusu hayretler içinde kalıyorum. Demek ki zaman geçtikçe VEFA İSTANBUL’DA BİR SEMT ADI OLMAKTAN ÖTEYE GİTMİYOR

 

                               Ancak şu da bir geçek ki, halk bilmezse Haluk bilir.

                               ****

    Eski zamanlarda ( o zaman ) Ankaralı olmayan veya Ankaralılar arasında yer bulamayan siyasetçi partilerden milletvekili olamazdı. Yani yöresellik ivme kazanmıştı. Bu durum zaman içinde ve özellikle de son yıllarda tamamen heder edildi. Bazıları bu birlikteliği yok etmek için ellerinden gelen her türlü gayreti gösterdiler ve başarılı da oldular. Bunların başında da Ankara bazında maalesef çok yetkili isimler vardı.

    Bu da yetmedi. Kullanılmaya müsait veya menfaat karşılığında bu hezeyanın içinde olan bazı güruhlar maalesef el-etek öperek, menfaat ilişkilerini zirveye taşıyarak Ankara milliyetçiliği adeta ortadan kaldırıldı. Bu manada mücadele vermek isteyen benim gibi hak ve adaleti savunanlar ise iftiralarla, yalan-dolanlarla yıpratılmak istendi. Halk için Hakk mücadelesi verenlerin rızıkları kesildi-ellerinden ekmekleri alındı ve alınmaya devam ediliyor. Hatta bazı kurum ve kuruluşlar hak ettiklerini bile gasp ederek vermediler. Nice arkadaş gazeteci veya hakkı ve haklıyı savunanlar mesleklerini birçok alanda mesleklerini icra edemez oldular. Bazı Firavun zihniyetli- deli kafalı, itibarını sıfırlamış, etrafında akıllı dost bırakmamış ancak iktidarın ve sayın Cumhurbaşkanımızın gölgesine sığınarak siyasi manada son nefesini verme gayretinde olan mahluklar yaptıkları iftiralar, çıkardıkları fitne ve fesatla üzerimize saldıkları trolların yaptıkları rezillik ve adilikler karşısında keyif çatmaktadırlar.

Halbuki bilinmesi gereken bir gerçek var; BİZ YAPARIZ ALLAH BİLİR

   Değerli dostlar;

Biliyor musunuz bu yazımın yazıldığı bu günlerde Gazeteciler Bayramı kutlanıyordu.

   Yıllar önce espri ile karışık “ Küçük Moskova “ yakıştırılmasına vesile olan o zamanın Çamlıdereli gençleri fikri manada bir şeyler yapmaya çalışıyorlardı. O zamanlar hoş karşılamıştım o gençlerin hallerini... Bugün görüyoruz ki bazı kara sapan cahilleri trollik yaparak ağababalarına yağdanlık yapıyorlar hem de hiçbir görüş, düşünce ve fikirleri olmadan.

   Ben her zaman ve her yerde -ömrüm boyu- şunu savunmuşumdur; okumak, okumak ve de okumak. Bundan kastım üniversite bitirmek değil ha... Biliyor ve inanıyorum ki, okumak insana orijinalite kazandırır, cehaletten korur ve hatta kurtarır.

Cenab-ı Hakk cahillerin şerrinden cümle ümmet-i Muhammed-i korusun.

İ[email protected]

 

 

Bu Yazıyla İlgili Yorumunuz ?

Okuyucu Yorumları
  • Hakki tarafından 2017-08-06 20:12:18 tarihinde yazıldı.
    Müslüman adam yalan söyler mi?

  • Yabanabat Muallimi tarafından 2017-07-30 10:36:34 tarihinde yazıldı.
    Kim ne derse desin. Mehmet Akyol Bey yöremizin yetiştirdiği bir ekoldür. Birileri rahatsız olabilir. Olsun. Gazeteci kimseden çekinmeden doğruları yazan ve doğruları yazdığı için de yanlışları olanların rahatsız olduğu kişidir. Allah hayırlı ömür versin. Artık şu kendi içimizdeki çekişmeyi bırakalım da yöremizin öncü insanlarına destek olalım. En azından köstek olmayalım.

Diğer Yazıları
HIZLI ARAMA

ENÇOK OKUNANLAR
GAZETE İLK SAYFALAR
HAVA DURUMU


ANKARA

NAMAZ VAKİTLERİ

ANKET

Oy Kullan      Anket Sonuçları