GENEL HABERLER

RAHMETLİ ÖZAL’IN DANIŞMANLARINDAN NİHAT AYTÜRK DEDİ Kİ...

01-02-2020
Gazeteci-Yazar Mehmet Akyol ve arkadaşları tarafından her ayın son salı günü saat 18.oo'de düzenli olarak organize edilen sohbet toplantıları günden güne ivme kazanıyor. Son olarak Ankara Ulucanlar Eski Cezaevi Kültür Merkezinde yapılan toplantı tek kelime ile muhteşemdi. Ankara İl Genel Meclisi Eski Meclis Başkanı,

.
 

Türkiye İl Genel Meclisi Üyeleri Birliği Kurucu Genel Başkanı, Ankara Meclisi Derneği Başkanı Gazeteci-Yazar Mehmet Akyol'un hazırlayıp idare ettiği  toplantının oturum başkanlığını Emekli Vali -Türk İdareciler Derneği Eski Genel Başkanı - Abdulkadir Sarı yaptı. Açış konuşmasını TRT'nin duayen spikerlerinden Şener Mete'nin yaptığı toplantıda, TBMM Başkan Vekili Hasan Korkmazcan, Bakanlar, Valiler, Milletvekilleri, Albay ve bürokratlar, şairler yazarlar daha doğrusu her biri birbirinden mümtaz şahsiyetler, değişik görüş ve düşünceye mensup lider konumundaki isimler konuştular. Salonu dolduran izleyiciler de aynı özelliği ve güzelliği taşıyordu. Bir disiplin, bir saygı ve sevgi, tam demokrat bir ortam mevcuttu.

İşte böyle bir ortamda bulunan ve konuşma yapanlardan biri de Rahmetli Cumhurbaşkanımız Turgut Özal'ın danışmanlarından Nihat Aytürk'tü. Nihat Aytürk şunları söyledi: (Editör Hüsamettin Akçatepe)

       “Sayın Başkan, Muhterem Hanımefendiler ve Beyefendiler. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. Beni buraya davet eden Afyon eski milletvekilimiz Sayın Müjdat Kayayerli Beyefendiye ve bu teklifi kabul eden Sayın Başkana huzurlarınızda teşekkür etmek istiyorum.

Yöneticiliğin ve devlet adamlığının doksan dokuz vasfı, özelliği ve sorumluluğu vardır. Ben bunlardan sadece ikisini söyleyeceğim. Bunlardan birincisi, tabi yasa gereği, kurumu, görevi, mesleği temsil etmek; devletin, kurumun, mesleğin onurunu, haysiyetini, şerefini ve itibarını korumaktır.

Osmanlıda devletin itibarını, şerefini düşüren adamın cezası idamdır. Türkiye Cumhuriyeti, Personel Kanunu’nun 9. Maddesinde memuriyetten ihraçtır. Herkes; odacısı da, Cumhurbaşkanı da, memur da, müdür de, genel müdür de önce temsil yeteneğinden seçilir. Birinci görevi devleti, kurumu ve mesleği temsil etmek, haysiyet ve şerefini korumaktır. Bu itibar ve şeref de davranışla korunur ve davranışla kaybedilir.

Mussolini sefirini göndermişler Atatürk’e. Muğla ile Akdeniz’i istemiş. Çünkü Muğla, Aydın, Antalya yani Ege ve Akdeniz cennetin köşesidir. Cennet olduğunu 1919 işgalinde gördüler. 1937’de tekrar istediler. Atatürk de hemen kalkar, yan odaya geçer, Mareşal üniformasını ve çizmelerini giyer, tekrar gelir, “Şimdi konuşabiliriz sefir hazretleri! ”der. O anda sefir mahcup olur, özür diler, terk eder. İşte temsil bu!

İsrail Büyükelçisi İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mesut Parlak Hoca’dan randevu. İçeriye girer, yanında bir kişi daha vardır. “Yanınızdaki kim?” der Rektör Hoca. Büyükelçi: “Korumam!” der. “Öyle mi, ziyaret burada bitmiştir!” der ve kapı dışarı eder. Dışarı çıkarken der ki: “Burası müstemleke değil, İstanbul Üniversitesi!” İşte devletin, kurumun itibarını, şerefini korumak budur. Yoksa güçlü karşısında iki büklüm olmak değildir. Meydan okur vaziyette dik durmaktır. (Konuşmacı vücut dili ile bu hareketleri göstermiş ve alkış almıştır.)

Yöneticinin ikinci görevi, çok çalışmak gece üçte yatmak değildir. Sabaha kadar uyumamak değildir. Çok çalışmak, gece uyumamak beceriksizliktir.

Bakın, Havayolları Genel Müdürü olan Cem Kozlu, Avrupa’da bir şirkette çalışırken, Şirket Genel Müdürü bakmış Cem Kozlu içeride çalışıyor. “Beyefendi, burada kahramanlar çalışır. Çalışmanı beşe kadar bitir, bitiremezsen burada işin yok.” demiş. Çünkü genel müdür beşte işini bitirir, çıkar gidermiş.

Eski bir bakanla yemek yiyorduk. Bakan bana ne dedi ki: “Ben eski bakanlarla, eski valilerle, eski paşalarla konuşmayı sevmem.” “Niye sevmiyorsunuz?” dedim. “Hep anılarını, yaptıklarını anlatırlar!” dedi. “Sizin yaptığınız yok mu?” dedim. “Bir kişinin işi çok çalışmak değildir, yenilik yapmaktır; aldığını ikiye katlamaktır. Bu günü düşünmek değil, yarını düşünmek değil, yüzyılın ötesini düşünmektir; Atatürk gibi, Fatih gibi, Hazreti Muhammet gibi, Özal gibi… Bugünü düşünen adam ekmek parası için çalışıyor demektir.”

    Bakınız, Hz. Muhammet cahiliye çağını kapatmış İslam çağını açmıştır; Fatih Orta Çağı kapatmış, Yeniçağı açmıştır. Daha 17 yaşındayken, “Ey İstanbul ya sen beni alırsın, ya ben seni alırım!” demiştir.    Atatürk, Osmanlının külleri üzerine yeni bir devlet, modern bir devlet kurmuştur, modern bir millet kurmuştur; yüz yıl ötesine hedef koymuştur.  Rahmetli Menderes, Demirel, Özal Türkiye’de çağ atlatan devlet adamlarıdır. Oy verse de vermese de bugün herkes hepsinin arkasından Fatiha okuyor.

1982’de Rahmetli Özal’ın danışmanıydım, Sayın Mehmet Keçeciler'le  birlikte. Türkiye’nin yeniden yapılanmasında çalışıyorduk Başbakanlıkta. Ben solunda, Keçeciler de sağında oturuyoruz yuvarlak masada. O sırada Tariş Genel Müdüründen telefon geldi. Yöneticilerin ve devlet adamlarının gelen telefonları misafirlerin yanında konuşması doğru değildir. Çünkü ben aynen duydum. Ya müsaade istenir adam dışarı çıkarılır ya da müsaade istenir yan odaya geçilir. “İzmir Tariş Genel Müdürü telefonda ne dedi biliyor musunuz? Sayın Başbakanım, vatandaştan, Manisa’dan üzümü 150 liradan aldık, Yunanistan 125 lira veriyor, satamıyoruz, elimizde kaldı. Ne yapalım?” dedi. Rahmetli Özal, Maliye Bakanına sorayım, Cumhurbaşkanı’na danışayım demek yerine o saniye, “Sen Yunanistan’a üzümü 125 liraya sat, ben sana 25 lirayı gönderiyorum. Önemli olan Avrupa piyasasına girmek!” dedi. O anda öyle üzüldüm ki, hazineyi 25 lira zarara soktu diye… Gideyim bunu Başbakan Ulusu’ya söyleyeyim diye düşündüm. Ancak, söylesem de kötü, müzevirlik; söylemesem de kötü, hazine zarara giriyor. Ama bir hafta böyle azap çektim. Bir hafta sonra, üzüm satılmazsa üzüm çürüyecek, Tariş zarar edecek. Satılırsa hiç değilse döviz gelecek dedim, kimseye söylemedim.Ama 1987 Aralık ayında Fransa, Almanya, Hollanda, Belçika, İsviçre’ye gitmiştim. Ne göreyim? Marketlerde, pazarlarda Manisa’nın üzümü, Giresun’un fındığı, Aydın’ın kuru inciri, Malatya’nın kuru kayısısı ve Mersin’in balkabağını gördüm. “Özal ne büyük adammışsın!” dedim. Ve o zaman takdir ettim. Ve ben ne küçük adammışım ki hazineyi zarara soktu diye düşündüm, ama Allah korudu kimseye şikâyet etmedim. Şimdi övünüyorum. Ruhuna Fatiha okuyorum.

Tabi her büyük adamın hatası da olur, rahmetlinin de hatası oldu; Rusya’ya gitti, Türk Cumhuriyetlerine “Parlamentomuz bir olacak” dedi. O zaman Fransa’daydım 1992 de. Dünyanın en büyük Cumhurbaşkanı Mitterrand dedi ki: “Karşımıza ikinci Osmanlı İmparatorluğu geliyor, Türkiye’yi Avrupa Birliğine alalım, içimizde eritelim” Eritmeye kalmadı, rahmetli şehit oldu. Ruhuna Fatihalar okuyorum, saygılar sunuyorum.

 

Bu Yazıyla İlgili Yorumunuz ?

Okuyucu Yorumları
HIZLI ARAMA

ENÇOK OKUNANLAR
GAZETE İLK SAYFALAR
HAVA DURUMU


ANKARA

NAMAZ VAKİTLERİ

ANKET

Oy Kullan      Anket Sonuçları