YEREL ANKARA HABERLERİ

Orta Doğu’nun Türkçesi
.

      Suriye, Irak, Iran, Suudi Arabistan, Katar, Mısır, Yemen, Filistin, Cezayir, Katar ve Libya’dan söz edildiğinde elbette Kuzey Afrika ve Orta Doğu ülkeleri akla geliyor.   Arap dünyası, İslâm âlemi gibi kısaltmalar kullanılıyor. Katar meselesi ile bir daha görüldü ki, yalnız ve ancak dünya iktidarını gözeten Batılı ülkeler ile sürekli tevhidi boşlayan bir dünyadan söz ediliyor.

             İslam ve Hristiyan dünyasının yaşadığı akıl tutulmasında, stratejik akıl devre dışı bırakıldı. Dünyaya hükümdar olmak isteyenlere karşı dik duracak omurga geçmişte mevcut değildi, şimdi de yok. Bugünkü İslam dünyasında ve dünyada sadece Müslüman görünme yarışı var, Müslüman olma ise teferruattan ibaret.

            - Bunların dini imanı ne?

            - Yalnız ve ancak dünya iktidarı!

            - Servet biriktirmek, bu biriktirdiklerini Avrupa’nın, Amerika’nın gücüne güç katacak şekilde kullanmak.

            Müslüman kardeşini kollamak, mazlumun yanında olmak, Filistinli kardeşinin dertlerine ortak olmak, Gazze için ses, umut, yürek olmak, milyonlarca Suriyeli mülteci kardeşine kucak açmak, vatanından ayrılan Iraklı kardeşinin dertleri ile dertlenmek…

            Bu âlemdeki siyasetleri tahtlarından ibaret ise bir Orta Doğulu için;

             “Hangi Filistin?”,

            “Hangi Gazze?”,

            “Hangi Suriye?” diye sormaya gerek yok.

            Orta Doğu’yu “Türksüz” yönetmek

            Geçtiğimiz yüzyılda başlayan Birinci Dünya Savaşı, “Orta Doğu” denilen ve İslam dünyasının merkez topraklarını yüzyıllarca yöneten Osmanlı Devleti’ni tasfiye savaşıydı. Bu savaş, İslâm dünyasından ve Ortadoğu’dan Türkleri tecrit etme savaşı idi. İslamın merkez topraklarına hâkim olan bir ırkla, Türklerle savaştı, Türksüz bir Ortadoğu hayali ile yola çıkıldı. Ne yazık ki bu hayal günümüzde yeniden hortlatıldı.

            İslâm dünyasında Abbasî hilafetinin son döneminde başlayan Osmanlı Devleti, Mısır’dan İran’a, Orta Asya’ya, Hindistan’a ve hatta Doğu Avrupa’ya kadar yayıldı. Selçuklular Anadolu’yu İslâmla buluşturdu. Osmanlılar bu hâkimiyeti Balkanlara ve Akdeniz’e yaydı. 

            “Üzerinde güneş batmayan İmparatorluk” yani sömürge imparatorluğu İngiltere, 19. yüzyılda bu coğrafyalardan Türkleri tecrit etmeye başladı. İngiltere, ilk sömürgeleştirme hareketine İpek Yolu güzergâhında bulunan ve büyük Asya’nın en stratejik coğrafyasındaki, yüz binlerce Müslümanın yaşadığı Hindistan’la başladı ve başarıya ulaştı. Timur soyundan gelen Hindistan yönetimi tasfiye edildi, Hindistan böylece sömürgeleştirildi.

            Fakat asıl hedeffleri Osmanlı İmparatorluğu idi... Sultan Abdülhamit, Halife sıfatıyla bütün İslâm dünyasında büyük bir saygınlığa sahipti ve Ortadoğu’dan ön Asya’ya, Kuzey Afrika’dan Balkanlara bütün İslam coğrafyasındaki camilerin hutbelerinde onun ismi okunuyordu. Abdülhamit’in Panislamizm politikası,  İslâm dünyasında “İttihad-ı İslâm” olarak adlandırılan ortak şuur oluşturmuştu. Bu ortak şuur, Batı emperyalizmine karşı oluşan bir İslam birliğinin ana çatısını oluşturuyordu.

            Birinci Dünya Savaşından Kurtuluş Savaşı’na kadar yaşadığımız “kara günlerde” hatta “kara yıllarda”;

            - Balkan Savaşları ile Balkan coğrafyasının elden çıkması,

            - Birinci Dünya Savaşı yenilgisi ile Kuzey Afrika’dan Ortadoğu’ya uzanan Arap ülkeleri yönetimlerinin İngiliz oyunlarıyla İngiliz yanlısı tavır almaları,

            -  İngiliz altınlarıyla ayaklanan Arap halklarının anti Osmanlıcı eylemleri,

            - Osmanlı’nın Rus tehdidi ile karşı karşıya kalması,

            - Osmanlıyı yok etmeyi ön plana alan İngilizlerin, Osmanlı mülkünü Ruslarla paylaşmayı menfaatlerine daha uygun görmeleri,

            Sömürgeciler için İslâm dünyasının uyanışını durdurmak ve Osmanlı Devleti’ne teveccühün hızla yükselmesinin önüne geçmek her şeyden önemliydi. Birinci Dünya Savaşı’nı düşman bildikleri Hilafet kurumunu ilga ettirmek için büyük bir fırsat olarak gören İngilizler bu fırsatı iyi değerlendirmişti. Çünkü Hilafetin ilgası bütün İslam âleminde büyük bir sukutuhayale yol açacak ve Müslümanlar emperyalizmle mücadelede manevi dayanaklarını kaybedecekti.

                        “Orta Doğu’nun Türkçesi”

            Uluslararası terörün merkezi olarak gösterilen ve bu doğrultuda çok büyük miktarlarda silah akışının görüldüğü Orta Doğu’da Soğuk Savaş ile birlikte ortaya çıkan “devlet destekli terör” tüm bölge ülkelerini ateş çemberine çekmeye başladı.  Birinci Dünya Savaşı ile dize getirilmek istenen Türkiye’nin günümüzde terk ettiği “Türk refleksi”ne dönmeye başlaması ile bu tehlike her geçen gün artıyor.

            - Ülke sınırlarımızda büyük bir tehlike oluşturan bölücü PKK terörü,

            - Suriye sınırımızda büyük bir tehlike oluşturan PKK’nın Suriye kolu YPG terörü,

            - Suriye sınırımızda büyük bir tehlike oluşturan DAEŞ terörü,

            Batılılar dünya üzerindeki emperyal düzenlerini ve Orta Doğu’da kurdukları sömürge yönetimlerine direnç gösteren tek unsur Türkiye olduğu için Türksüz bir Orta Doğu zemini hazırlamak için küresel terörü destekliyorlar. O yüzden Türkiye’yi İslâm dünyasından uzaklaştırmak için ne gerekirse yapıyorlar.

            Türkiye’nin kendine mahsus ağırlığı “Orta Doğu’nun Türkçesi” kavramının güncelliğini gösteriyor. Bugünün İslam dünyası içinde Türkiye’nin ağırlığı artık örtbas edilemeyecek şekilde kendini gösteriyor. Türkiye yok edilince ve Türkler etkisiz hâle getirilince İslâm dünyasını tam manasıyla kontrol altına almak mümkün olacak. İşte bu hayal içindeki sömürge ağa babaları güney sınırlarımızdaki küresel teröre var güçleri ile destek veriyor. Bu savaşın farkında olmak zorundayız. İşte bu “Orta Doğu’nun Türkçesi”dir.

Bu Yazıyla İlgili Yorumunuz ?

Okuyucu Yorumları
Diğer Yazıları
HIZLI ARAMA

ENÇOK OKUNANLAR
GAZETE İLK SAYFALAR
HAVA DURUMU


ANKARA

NAMAZ VAKİTLERİ

ANKET

Oy Kullan      Anket Sonuçları